18
November
2008

1929 Buhranı, Türkiye, IMF…

1929 Buhranı, Türkiye, IMF…

1929 Buhranı…

I.Dünya savaşından çıkan tüm ülkeler yaralarını sarmaya çalışıyor. İngiltere ve ABD dünya’ nın kreditörlüğünü net ihracat fazlası verdikleri için üstlenmiş durumdalar. Endüstrileşmenin ivme kazandığı bir süreçte herkes emek harcamadan kazanmanın derdine düşmüş. Neredeyse tüm işlemlerde spekülatörler var.Her yeni yapılan işlem talebin artacağına yönelik yapılıyor. Florida gayrimenkul piyasasında olanlar bu durumun en net göstergesi. Florida’ nın yapılaşmış olması ve de mevsimsel özelliklerinin yaşam için ideal olması nedeniyle, herkes varını yoğunu satarak Florida’ da bir gayrimenkul sahibi olmaya çalışıyor, üstelik bunu yatırım amacıyla yapanların sayısı da bir hayli fazla… 18 Eylül 1928 deki tropik kasırga Florida’ yı yerle bir ediyor, tüm yatlar sular altında kalıyor, evler darmadağın oluyor, çatılar da kiremit kalmıyor ve de yüzlerce insan ölüyor… Kasırga ile birlikte emlak balonu da patlıyor. Herkes elindeki gayrimenkulu aldığının yarı fiyatına satmak istiyor ama nafile…

Savaşların yeni bittiği bir dünya da Amerikan ekonomisinin %50 sinden daha fazla kısmını 200 tane holding yönlendirmekte idi. Emlak balonun patlaması ile birlikte iflas edenler oldu. Tek bir firma bile ekonomide oldukça büyük yere sahip olduğu için ilk sarsıntı gelmişti. Finansal piyasalarda banka ve benzeri kuruluşlarla ilgili düzenlemeler yok denecek kadar azdı. Sermaye esası, rezerv oranları bankaların inisiyatifine bağlıydı. Bankalar ise yüksek risk oranları ile işlemlerini gerçekleştiriyordu. Derken bankalar bu yükü daha fazla kaldıramayarak batmaya başladı, herkes mevduatlarına koştu ama bankaların içi çoktan boşalmıştı.

Krizin derinliğini arttıran bir diğer faktör ise, yönetimin başarısızlığıydı. Liberal anlayışa sahip Başkan Hoover, piyasayı kendi haline bıraktı. Müdahale kararı aldığında ise hane halkının bir çoğu işsizdi, tüketim neredeyse kesilmişti, üretim tesisleri üst üste kapılarına zincir vurdular. Beklenen müdahale yapılmaya başlandı ama devlet bütçesini denkleştirebilmek için kamu harcamaları kısıldı vergiler arttırılarak tüketimin kafasını taşla ezdiler, faiz oranlarının arttırılarak piyasadaki likiditenin emilmesi ise krize tuz biber oldu. (Fed 2007 den itibaren 9 kez faiz oranlarında indirime gitti)

1929 daki en büyük hataları özetleyecek olursak, krizin ilk başta yeterince önemsenmemsi, spekülatif hareketlerin önlenememesi, büyümenin sağlam temellere dayandırılamaması ve de hatalı müdahalelerdir diyebiliriz…

Günümüz siyasetçilerine baktıkça içim sızlıyor, sadece Türkiye için söylemiyorum bunu. ABD’ de ekonomi ile ilgili kurtarma paketleri çıkarken kongredeki senatörler bizden çok farklı değillerdi. Nitekim Cumhuriyetçiler seçim yenilgisi ile bunun bedelini ağır ödediler.

“Elhamdullillah bize bir şey olmaz”, “Kriz bize teğet” geçer gibi söylemleri yanlış bulmuyorum, sonuna kadar katılıyorum çünkü kriz dönemlerinde psikolojik işlemler had safhada. Kriz gelmeden krizin adı geldiği için yaralar daha derin oluyor. Bakıyorsunuz ülkede her şey yolunda ama herkes tutturmuş bir kriz lafı. Tüketici tüketimini erteliyor, yatırımcı yatırımını erteliyor, sebep ne peki? Kriz gelmiş, ben baktım sağıma soluma, hep aynı insanlar, krizi göremedim. Kriz gelmeden namı gelince böyle oluyor, İSO ilk 500’ ün 9 aylık mali tablolarına baktığımda çoğu firma, karını katlamış. Söylemlere buraya kadar katılıyorum, psikolojik etkileri için söylenen sözler bunlar ama fiiliyatta bazı hususların geciktirilmesine ise şiddetle karşıyım. Lokomotif vagonları çekerken, vagonlar lokomotifi geçebilir mi? En azından küreselleşen bir dünyada asla geçemezsiniz. Hele ki tüm dünyada bir likidite krizi yaşanırken, libor 4,5 seviyesine zıplamışken krizin bizi teğet geçmesinin olasılığı yoktur. Hatta bu cari açık ile birlikte bırakın teğet geçmeyi en çok etkilenen ülkelerden biri olacağız, oluyoruz. Örneğin özelleştirme gelirlerinin 2009 yılında hedeflenenden az olması beklenmektedir. Her varlık yeniden fiyatlanırken, siz elinizdeki varlıklarınızı maksimum seviyeden satamazsınız. Halkbank ın piyasa fiyatları ile ifade etmek gerekirse, hisse fiyatı 10YTL üzeri iken, şuanda 4 YTL altında. Aslında bu noktada bir de 2009 bütçesine değinmek gerekir ama onu ayrı yazıya bırakıyorum. Şunu da ifade etmeliyim, 2001 Bankacılık Krizi Türkiye açısından bir şanstır. Aslında Sayın Başbakanımız bununla ilgili olarak “Hayır bildiklerinizde Şer, Şer bildiklerinizde Hayır” var diyebilirdi. Biz 2001 krizinin yaşamamış olsak, bankacılık sistemimizin temel zaafları olsa şuanda bu yazıyı okuyan çoğu kişi yatırımlarını ertelemeyi değil, iş bulmayı düşünüyor olurdu.

Yabancı yatırımcıyı ben Ali Dayı ya benzetiyorum. 1990larda 1970lerden kalma araçlar sürekli yollarda kalırdı, araçları çalıştırmak için vurdurma denilen sistem uygulanırdı. Şoför “Ali dayı, bi el atıversen” derdi. Şimdi bizim de ihtiyacımız olan John, Michael dayılar, onlar el atmazsa biz bir yandan araba sürüp bir yandan da vurduramayız. “Emerging Market” dediğimiz, gelişmekte olan ülke piyasaları küresel yatırımcıya her zaman büyük karlar önermektedir. Çünkü riski yüksektir. İzlanda örneğinde olduğu gibi, getiriyi bırakın anaparanın bile büyük bir kısmının batma olasılığı olduğu da aşikardır. Yatırımcının bizlere güvenebilmesi için bizim sürekli denetimlerden olumlu raporlar almamız gerekmektedir. Peki bu raporu kim verir derseniz IMF… IMF olmadan asla yapamayız. John dayı el atmaz ki…

1929 da olan sürecin bir benzerini 2007 de başlayıp 2008 de yaşadık. Tahminlere göre bir müddet daha bu süreci yaşayacağız. Krizin sonlanması derinliğe bağlı, Sarkozy bile yeni bir “Bretton Woods” lazım dediğine göre kolay geçmeyecek sanıyoruz.

Fatih HAYTA
19.11.2008

(Yazıyı buraya kadar okuyan arkadaşlar boşta olsa mail atarsa sevinirim, ne kadar okunduğunu bilmek istiyorum,fatihhayta@gmail.com)