8
August
2007

ustune mi gitmeli yoksa akışına mı bırakmalı

herşey yolunda gidiyordu, ya da öyle gözüküyordu, ufak anlasmazlıkları halletmişlerdi aralarında, ama bu ufak tartısmaların aslında biriktiğinin farkında değildi ve bir gun aşılamaz hale geleceğinin. her gunah kalpte bir leke bırakırmıs, latifeler zamanlar ölürmüş.anlasmazlıklarda zedelemişti onları, bir gün hepsi siyah olmuştu, cıkarılamayacak kadar simsiyah, en kötüsü hiç farkermemişlerdi bile.
yaşananları geride bırakıp yaşamaya devam etmeleri gerekiyordu, kalp acı ceksede, beyin silemese de geriye dönüş zordu, gurur vardı arada. yaralanmıstı bi kez kalp, affetmek zordu hem de çok zor. elde kalan hatıralardı. burda bunu yapmıştık, burda da beraberdik, bunu yemiştik, bunu dinlemiştik, beraber saatlerce sessizce oturup, düşüncelerimizle konuşmustuk. elde kalan sadece baktıkca, gordukce hatırlananlar. acıdan öte yürek sızlıyordu, derinlerde bi yerde bi bıçak yarası kalmıştı kapanmayan. her sarkının her satırında her kelimesinde gizli bi acı vardı, yaralayıp geciyordu bedeni. ne yapacaktı?
çiviyi çivi söker modunda acının üstüne mi gitmeliydi yoksa hatıralardan hatırlamayana kadar kaçmalı mıydı? zaman herşeyin ilacıydı nasıl olsa. elbet yeri dolardı yada dolamadıkca hatırlanırdı ama hatırlandıkca azalacaktı, yoktu bi daha olmayacaktı, olsa bile bi daha eskisi gibi olmayacaktı. gözlerine bakınca eskisi olmayacaktı, paylasılmayan kocaman bi zaman dilimi surekli arada olacaktı.
uzun zaman gerekiyordu unutulması için, her kelimenin hafızadan silinmesi için, ismi anılınca gözler dolmayana, telefon calınca kalp carpmayana, konusulunca bişi ifade etmeyene kadar uzun zaman geçmesi gerekiyordu, ağlamadan, beyinde simsek gibi sakmayarak, kaçmak gerekiyordu bütüüün hatıralardan ya da;
acı çeke çeke üstüne gitmek gerekiyordu, inadına aynı şarkıları dinleyerek, ağlayarak sızlayarak, resimlerine bakarak, her birine tek tek bakıp bişi ifade etmeyene dek. en cok kullanılanlar klasorunden sıradanlaşmıslara gecene kadar. elbet bi gun artık baymaya baslar nasıl olsa, daha çok hatırlayıp daha çok sıkana kadar uğraşmak mı gerekti karar veremiyordu

karar verebildiği tek birşey vardı, elbet bir gün açacaktı…

hebasbug

ebrasi

4
August
2007

Satır Aralarında Kalmış İştiyaklar

Yapıp da pişmanlık duyduğum şeylerden ziyade, yaşamamakta olup yaşamayı istediğim farklı bir hayat tarzı var benim.. 

 

Ben istemem ki konuşmayı basitleştirmeye çalışayım, genel laflarla meramımı anlatayım. Ben isterim ki hislerimdeki derinlik kelimelerde de zenginliğini muhafaza etsin. 

 

Modern eserlerdeki yapı enteresanlığı ve değişik tarz denemelerini görmektense üretilmiş dahice fikirleri okumak ve onlardan istifade etmek isterim. Yeni kelimelerin bayat havalarındansa eski kelimelerin tarih kokan nefis havasını solumak, onlarla haşır neşir olmak isterim. Yüzeysel, oluşmamış fakat yapılmış kelimeleri gözüme sunmaktansa çok boyutlu bir derinliği ruhuma sunmak isterim. 

 

‘Sabaha kadar hiçbir şey yapmadım’ın suçunu başkalarıyla paylaşarak ve artık mahcubiyete bile varmayan gülümsemelerle hafifleteceğime, hakikaten yapılacak şeyleri yapıp artık boş durmanın bir üst basamağını mükemmeliyet telakki etmemek isterim. 

 

Özgürlüğe sahip olmazdan önce özgürleştirebileceğim kadar olgun bilgi ve fikirlerimin olmasını isterim. Popüler kültürsüzlüğün geçtiği yere yamadığı boş vermişlikten silkinip yüce bir kültürle donanmak, bu süreçte ise belki de müsamahanın gevşek yüzünden yüzümü çevirerek bir alimin dizi dibinde, nefsimi terbiye ede ede, doğrunun yap dediğine şımarıkça hayır demeyi bilmeden, zorluktaki zevki ve gerçekliği tatmak isterim. 

2
August
2007

Kağıtlar

Yoğun sayılabilecek bir insan trafiğine takılmış, gözlerim yerde ilerliyorum. Kaldırımın bordo taşları yer yer avuç içi büyüklüğünde parlak kağıtlarla kaplanmış. Bu yığınlar sürdükçe kaynağı merak ediyorum ben de, başımı kaldırıyorum. Kaldırımın tam orta yerinde bir adam var. Deri ceketli, esmer, uzunca biraz.. Uzaktan anlamaya çalışıyorum hislerini, kendimce anlık senaryo kuracağım, tipik biri çünkü. Fakat sabitlemiş bir yüz ifadesi, anlaşılmaz bakışları var.  Neden baktığımı unutup geri indiriyorum gözlerimi ve kağıtlar hatırlatıyor bana amacımı. Oyalanmıyorum bu sefer, doğruca adamın uzanmış koluna bakıyorum. Yerdekilerden olmalı, zayıf bir kağıt tomarı tutuyor adam. Münasebetsiz duruşu yüzünden rotamı kırıp yürümeme devam ederken yanından geçiyorum adamın. Alacağım kağıtlardan güya da merakim gidecek. Fakat tam ben geçerken o kolu geri çekiyor. Gayr-i ihtiyari dönüp bakıyorum ben de şaşkın şaşkın. Hemen gözlerini kaçırıp işine benim bıraktırdığım yerden devam ediyor. Ayağımın altındaki kağıt hışırtıları bitmeden yavaşlayıp daha dikkatli bakıyorum yırtık pırtık kağıtlara. Yazılar gözümün önünde mana kazanınca anında zihnim işletiyor çarklarını ve öfke duman duman ruhumu sarıyor. Hızımı kesmeden döndürüyorum başımı adama başka gözle bakmak üzere. Nefretimi beslemek için artık kin duyduğum o yüzü belleğeceğim, neye yarar belirsiz. Bakıyorum, adamın kolu yeni birine uzanmış. Alıyor kağıdı yolcu. Okumaya fırsat bulduğu anda neredeyse dehşetle bırakıveriyor elinden. İçimdeki nefret öyle ani bir değişime uğruyor ki ben bile anlayamıyorum. Gülümseme oturuveriyor yüz ifademe. Boşluklar doluları boşaltamıyor, seviniyorum.