29
October
2007

Samded istanbulu geziyor… 16-17 kasım günleri mezunlarımıza günübirlik bir İstanbul gezisi düzenledik. Cuma gecesi yola çıkıp cumartesi gezdikten sonra tekrar ankaraya geleceğiz. Ücret 60 ytl ve en geç 14 kasım çarşamba gününe kadar dernek merkezimize ulaştırılmış olması gerekmektedir.
irtibat:231 50 11 Abdullah Gezer 0505 376 1021
Burak Bakay Haberler
29
October
2007
Mehmet Fatih Yanık dünyanın en iyi 35 genç mucidi arasında Massachusettes Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) Bilgisayar Bilimi ve Elektrik Mühendisliği bölümlerinde doçentlik yapan Yanık, Amerika’nın ünlü teknoloji dergisi Technology Review’in ’35 Yaş Altı En İyi 35 Mucit’ (TR 35 2007 Young Innovators Under 35) listesine adını yazdırdı.

Daha önce ışığı oda sıcaklığında bir çipin içinde hapsederek büyük bir başarı yakalayan mezunumuz, “ışıkların efendisi” olarak anılıyordu.
Burak Bakay Haberler
1
October
2007
Üzerinde İstanbul / İstavrit yazan tişörtler, her fotoğraf sitesinin vazgeçilmezlerinden minareli siluet kareleri, şarkıların boğaza karşı yazılması, filmlerin eski camiler önünde çekilmesi, her adımında yaşanmışlık fışkırması, Türkiye’de yaşayan neredeyse herkesin 1. yada 2. Dereceden bir akrabasının İstanbul’da bulunması, ülkenin yaklaşık 5’te birinin 2 kıtanın kesiştiği yerde tıklım tıklım yaşaması, Formula 1, haberlerde şehir adı değil semt adı verilmesi, medyanın yayın direği, ticaretin dünyaya açıldığı düğüm noktası, Gülhane parkından sonbahar yaprakları arasında yürümek, Ortaköy’ de Boğaziçi Köprüsünün ışıklarını izleyerek kumpir yemek, Sultanahmet meydanında çimler üzerinde iftar yapmak… Trafikte beklerken bunları düşünmeye fazlaca vaktiniz olacak.
İstanbul’un sadece Türkiye için değil, Dünya kapsamında bir ikon haline geldiğini anlatmak için örnekleri çoğaltmaya gerek yok, çünkü ne kadar çoğalsa da yeterli olmaz ve bitmez de. İstanbul’ u içeriden anlamak imkânsız. Onu anlayabilmek için, kıyaslamanız gerek, bakış noktanızın olması gerek. Çünkü kötü de olsa, güzel de olsa, burnunuz bir kokuya alışmışsa artık o kokunun ayrımına varamazsınız.

İstanbul’u anlamak, ya da fark edebilmek için her yeri başka güzel ülkemizin belli başlı şehirlerini yaşamak gerek öncelikle. Elbette 10 milyonun üzerindeki kayıtlı insanla, 2 bin kilometre kare içerisinde yaşayan nüfus olarak Dünyanın en kalabalık şehirlerinden birini ele alırken, bu rakamın tek başına birçok ülke kadar olduğunu da dikkate almak gereklidir. Biz olaya o kadar küresel bakmayıp, ülke içi bir çözümlemeye gidelim.
Ankara. Ülkenin, anayasanın üçüncü maddesinde belirtilmiş Başkenti, devletin merkezi, memur ve öğrenci kenti. Düz bir alan üzerine ve yakın geçmişte kurulmuş olmasından dolayı, düzenli, akıcı, rahat bir yerleşimi var. Bunun ilk etkisi ulaşımda kendini belli ediyor. Mevcut nüfusun 2 katını kaldırabilecek kapasitede çevre yollarıyla örülü yapısı, düzgün ve akıllıca tasarlanmış yollarıyla şehrin en yoğun kavşağı olan Kızılay’da bile hafta içi, öğlen vakti, durmadan ilerlemenize olanak sağlıyor. Ülkede, kişi başına düşen yeşil alan açısından Ankara’nın da ilk sırada olduğunu hatırlatalım. Bunda elbette Altınpark, Göksü Parkı, Dikmen Vadisi, Gölbaşı gibi büyük alanların etkisi olduğu kadar, düzenlemesi yapılmış kavşakların ve diğer ufak parkların da etkisi var. Böylece temelde, çölün ortasında bir ‘vaha’ oluşturulmuş.
Anadolu’nun ortasından uzak olmayan bir yerde bulunması, göç konusunda pek olumlu yansımamış Ankara’ ya, ki bu iyi bir şey şehir için. Böylece kendi şehrinde barınamamış, memleketinde bir nevi ‘artık insan’ kategorisine giren kitlelerin buraya akması önlenmiş. Ankara, zaten öylesine gelinebilecek bir yer değil. İşi olan gelir Ankara’ya. Ya öğrenci, ya da memur… İş Dünyası olarak da Boğaz şehrine oranla kabaca ’10 da 1’ diye tabir edilebilecek bir hacme sahip. Karasal iklimiyle, kışın pek de çekilir olmayan Başkentliler için gece yapılacak şeyler, gidilecek yerler sınırlı. Ancak yine de gününün saatlerini yollarda geçirmek istemeyenler için ideal bir yer. Ankara, belki de resmiyetin, devlet binalarının verdiği bir ciddiyet, düzen, disiplin içeren bir şehir. Bunun şehrin ruhunu olumsuz etkilediği tahmin edilse de, işlerin bir düzene göre yürümesinin de hayatı kolaylaştırıcı bir etmen olduğu yadsınamaz bir gerçek.
İzmir. Kordon da kordon, karanlıkta Karşıyaka’yı izlemek, doyamayınca ‘karşı’ ya geçip, yaşamak… Türkiye’nin batısındaki 3 sahil kentinden en ‘batılı’ olanı. Aşırı derecede dağınık bir yerleşime sahip, uydu kent gibi semtler, birbirine bağlanmış ve denize dik uzanan dağlardan da yollar kaçınılmaz olarak etkilenmiş. Kordona doğru virajlı yollardan inerken içinde bulunduğum körüklü otobüsün arka tarafının topaç gibi savrulduğunu hatırlarım. Yunanlıların buradan denize dökülmüş olması İzmir için ne ifade eder bilmiyorum ama Ankara gibi camisiz, minaresiz bir memleket, maneviyat ve ruh yetersiz. Buna karşılık Ege’nin verdiği doğal güzellik var fazlaca. Dağınık olmasını bir kenara bırakırsak, Ankara kadar görünse de aslında küçük bir yer. Sahildir, kışları ılıktır diye bir inanış mı vardır bilemiyorum ama yine ciddi anlamda kalitesiz insan göçünde öne çıkan şehirlerimizden biri. Turistik anlamda ve doğal güzelliğiyle öne çıkan bir şehir, ancak makyajla güzelleşmiş ve madde bağımlısı bir film yıldızı kadar ruhu var, daha fazla değil.
Antalya. Burdur tarafından şehre girdiğinizde 1 milyonu zorlayan nüfusunun, deniz hariç her yeri kapladığını görebileceğiniz bir gözetleme alanı mevcut. Eskiden sade anlamda turizm kapsamlı bir şehirdi ancak nüfusuna oranla ülkedeki en çok göç alan il şimdilerde, gelişen sanayisi, tarımı ve kışın en ılık yaşandığı yerlerden biri olması sebebiyle insan kalitesi hızla düşüyor. Yazın ise nüfusunun katlandığı bilinen bir gerçek, sadece iç turist değil, ciddi miktarlarda dış turistin de odak noktası Antalya. Belki şehir merkezinde olmasa da, il sınırları içerisinde birçok doğal güzelliğe ve turistik merkeze ev sahipliği yapıyor.
Gez Dünyayı, Gör Konya’yı. O kadar düz alanda, o kadar planlı kurulmuş ki, okyanusun öteki tarafındaki geniş kıtadaki bir Amerikan şehrini anımsatıyor. Çölün ortasında yapabileceğiniz tek bir şey var, tepeye çıkıp ışıkları izlemek. O kadar düzenli ki, bu bile sıkabiliyor sizi bir süre sonra. Anadolu’da merkezi bir konumda olması, arazi yapısının uygunluğu ve geniş tarım alanları yüzünden sanayi olarak belirli bir noktaya gelmiş olan Konya. Yaşayan birinin tabiriyle, Mevlana’ da olmasa, bomba at yak diye tabir edilebilecek kadar az şey ifade edebilecek bir şehir.
Trabzon. Fıkraların gerçek olduğu şehir… Yürüyerek bulutların üzerine çıkabileceğiniz, denizin denize aktığını sanacağınız kadar çok su olan bir yer. Toprağı devasa ağaçlardan, güneşi ise dinmeyen yağmurlardan dolayı görememek… İlginç ve tadına varılması gereken yerlerden biri. Karadeniz, coğrafya olarak ve insan olarak farklılıklar gösteren bir bölge.
Bursa. Kökleri Uludağ’dan şehre kadar uzanan dev ağacın altında çay içmek ya da kayak yapamazken düşmek. Osmanlı’dan bu yana gelen bir kültür mirasının üzerinde ilerleyen Bursa ise İstanbul’a denizden neredeyse hava kadar daha yakın. Bu ilginç bir durum çünkü İstanbul içi bir ulaşımın kıta değişimi içermesi durumunda 2 saati geçebildiği biliniyor, buna rağmen Bursa’dan İstanbul’a bu süreden daha az bir zaman içerisinde deniz üzerinden gidilebileceği de kafaları karıştırabilir.
Van. Doğu’nun Paris’ i olarak nitelendirilen şehir, yarım milyon civarındaki nüfusuyla sağ kanadın etkili oyuncularından. Bölge için iyi denebilecek sanayisi var, kaçakçılık gibi nüfusun ve ekonomik etkinliğin önemli bir kısmını oluşturan bir gerçeği var. Havaalanı var, Gölü var, vesaire.
Burak Bakay Toz ve Çamur