29
November
2007
Haber seyretmeye yüreğimizin yetmediği şu günlerde gelişmelerin hızına yetişmek adeta imkansız. Televizyon kanalları “son dakika” anonsunu yapmak için tetikte bekler oldu. Bu gidişle gazete ve haber programları “+12” ibaresini kullanacaklar. Devletin zirvesi tek bir kelime söylüyor: Birlik ve beraberlik. Muhalefetimiz bile siyasi rant elde edebileceği konularda, bu hakkından biraz geri duruyor. Bu elbette sevindirici fakat bir de madalyonun “öteki” yüzü var…
Gündemde olan sınırötesi operasyonun beraberinde getirdiği psikolojik baskı özellikle Güneydoğu insanımızı tedirgin etmekte. Dediğim gibi bu baskı tamamen psikolojik. Hem batı insanını hem de doğu insanını zehirli bir sarmaşık gibi sarıyor.
ERA Bab-ı Reyyan
27
November
2007
Bir akşam üstü yorgunluğunda yalnızlığın tarifini yapmak…
Hem de Ankara’da,karaların ülkesinde…
Ve hem de Hafsa’da…
Sis çöküyor;gri bir tül gibi gözlerimin önüne
Kireç kokusu var tülde
Kalkışacakmışım demek bu tarife…
Bir zamanlar Ankara gönlümdeki gibiydi
Bu gönül karaların ülkesinde
Maviye hasret değildi
Günün doğuşunu seyrettiğim bir Ankara’m vardı
Artık yok,artık Ankara yok…
Ankara yalnız…
Kalabalıklar arasında…
Ben de yalnızım…
Ankara’nın ağlayışına,ayaklar altında inleyişine kaptırmışım kendimi…
Yüksel’de yürüyorum,
Derken,
Karanfil’de bir genç düşüyor gözlerimin önüne
Nineminki gibi bir don giymiş üzerine
Ankara artık hülyalarımdaki gibi değil
Kederliyim,
Ankara kadar
Anlamak isteyen yok mu beni?
Baksın gözlerime
Düşünceler,hisler,sevdalar gözlerde yapılacak yolculuklarla çözülür
Ankara yalnız.
Kalabalıklar arasında
Ben de yalnızım
Ezilip inleyen yüreğim suskun
Ankara duygusuz,
Ankara yorgun.
Güneşi örtmekte isli bulutlar
Yasta beton yığınlar
Burak Bakay Konuk Yazarlar
27
November
2007
‘minimal öykü‘
derdini bi çırpıda anlatıveren öykü..
sayfalarca yazmaktansa iki cümleyle özetlenebilen öykü..okunması en zevkli öykü..
‘üşengeç insan‘
….
‘gece‘
karanlığı sessizlikle parçaladı..susturdu herkesi fütursuzca..korkuturken korkan bi hali vardı..
dayanamadı gitti..sırası geldiginde tekrar geldi..korktu, korkuttu ve yine gitti..
‘bir‘
-kim o?
-senim!
‘anne‘
en guzel sesin sahibi, en guzel yuzun sahibi, cennetin hali misali serilip bekledigi..
sıkı giyin üşütme sakın diye tembih etti ama ben de unutanlardan oldum..
‘prison break‘
Allah akıl vermiş bak ben kullanıyorum die bagırdı sezonlarca ama ben hep maykılı seyrettim dinlemedim bile..
‘ben‘
dün tanıstım kendimle, selam verdim tanımadı bile..kimsin die sordu senim işte dedim..
iyi degilsin sen git uyu görmiim bi daha buralarda dedi.. dudagımdaki alaycı gülümseyişle peki dedim ve gidermiş gibi yaptım..
kandırdım yine kendimi..
‘huzur‘
nutella kavanozunun dibini buldugunda omuzlarından buyuk bir yuk kalktı..
artık cikolataya doymustu..kus gibi hafiflemişti..en sevdigi uykuya dalacaktı birazdan..gözlerinin içi gülüyordu..
‘saçmalık‘
yazıp duruyordu..ne yazdıgını bilmeden..çok da umrunda olmadan..
rastgele sıralıyordu harfleri yanyana koyunca neye benzeyeceklerini bilmeden..
olsun, yazası gelmişti bi kere ve tutamıyordu kendisini..
‘üzgünlük‘
actıgı basligin ragbet gormedigini goren fakir ama onurlu hanım kız kafasini duvarlara carparak kendine zarar vermeye baslamisti..kendi kendini duvarda parcalama olayi cok fazla aci vermis olacak ki bundan vazgecip en yakin ucuruma dogru yol almaya basladi..anlamamisti cunku, aksi yapilir mutlaka gerekcesiyle buraya yazi yazan ‘bi sey’ dir die not mu dusseydi..bu muydu yani bu muydu..ucurum yolunu yarilamisti..gozlerinden akan kanli yaslarini kollarina silerek actigim basliga iyi bakin die not dustu yaninda getirdigi post-it’ e..ve iste ucurumun kenarindaydi..post-it’ i hemen oraciktaki agaca yapistirdi ve adim adim kayaliklara yaklasti..gidiyordu..ardina bakmadan gidiyordu, lakin baksaydi belki de intihar etmesine sebep seyi ortadan kaldiracak olan forum uyelerini gorecekti..kim bilir..belki de goruyodur hala onlari su an bulundugu boyuttan..israrla agactaki post-it’ i isaret ediyordu..vasiyetimdir dedi usulcana..ve tekrar isikla birlikte kaybolarak kendi boyutuna geri dondu..
- te
supergirl

minimal öykü denemeleri @ warnerblade Forum
Burak Bakay Konuk Yazarlar
26
November
2007
Kuantum fiziğini klasik fizikten farklı kılan özellikler arasında en dikkat çekici olanlarından biri, herhangi bir parçacığın konum ve momentum [1] bilgilerine aynı anda %100 kesinlikle sahip olunamayacağıdır. ‘Heisenberg Belirsizlik İlkesi’ olarak adlandırılan bu prensibe göre atom altı seviyede, aynı zamanda dalga özellikleri de gösteren bir parçacığın konum ve momentumu ancak bir belirsizlik payıyla bilinebilir. İşin ilginç tarafı, bu belirsizliğin bizim gözlem aletlerimizin veya matematiğimizin yetersizliğinden dolayı değil, bizzat gözlem sürecinin doğasından ötürü var olmasıdır. Meseleyi daha anlaşılır kılmak için, Heisenberg’in öne sürmüş olduğu düşünce deneyini [2] hatırlayalım:

Heisenberg, herhangi bir gözlem sürecine dair en temel soruyu sorarak meseleyi ele aldı; “Gözlem yapmak ne demektir?” Örneğin, bir elektronun konum ve enerjisini gözlemlemek istemiş olalım. Bunun için, en az bir ışık taneciğinin (foton) elektrona çarpıp yansıyarak gözlemciye ulaşması gerekmektedir. Fakat ışık taneciğinin elektrona çarpması onu yerinden oynatır ve enerjisini değiştirir. [3] Yani, gözlemlediğimiz elektron bizim esas gözlemlemek istediğimiz elektron değil, biz gözlemledikten sonra özellikleri değişmiş olan elektrondur. Elektronun konumunu yüksek bir hassasiyetle tespit edebilmek için, yani onun nerede olduğunu daha iyi görebilmek için ona daha fazla ışık taneciği göndermeliyiz. Fakat bu çok sayıda ışık taneciklerinin çarpma etkileri sonucu elektronun hızındaki değişim miktarı da daha fazla olacaktır. Tersi durumda, elektronun hızını daha yüksek hassasiyetle tespit edebilmek için de çok az sayıda ışık taneciği göndermemiz gerekir. Ancak bu durumda da, elektronun konumunu tespit etmemiz güçleşir. Zaten her durumda en az bir ışık taneciğinin elektronla etkileşime girmesi gerekmektedir. Özetlemek gerekirse ancak ve her zaman, gözlemlediğimiz şeyin aslını değil, bizim gözlem sürecine katılmamızla değişen şeyi gözlemleyebiliriz.Kısacası, gözlemciden tamamen bağımsız bir gözlenen sistem tasarlamak imkânsız olmaktadır. Gözlem yapmak, değiştirmektir. Aslında gözlemcinin bu değiştirici etkisini sadece kuantum boyutlarında görmüyoruz. Bir antropolog ve bu antropologun üzerinde araştırma yaptığı bir kabileyi düşünelim. Antropolog, geleneklerini ve alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını öğrenmek amacıyla kabileyi incelemesi altına almıştır. Fakat bunları öğrenebilmesi için kabilenin üyeleriyle bir çeşit iletişime geçmesi gerekmektedir ve bu iletişim sonucu oluşan etkileşim kabileyi zamanla değiştirmeye başlayacaktır. Bu noktada, antropologun gözlemlediği kabileden aldığı geri bildirimler gerçekte o kabilenin alışkanlıklarını ve yaşam tarzlarını ne derecede yansıtmaktadır? Kabile üyelerinin, normal yaşantılarını o antropolog orada yokmuş gibi sürdürebilmeleri ne kadar mümkün olabilir? Sonuç olarak, antropologun araştırma sonuçlarında sırf kendisinin o araştırmayı yürütüyor olmasından ötürü bir “belirsizlik” payı mevcut olmaktadır ve bunu sıfırlamak mümkün değildir. Örneğin, belgesellerde de bu yüzden kameranın konumu gözlemlenen hayvan topluluğunun mümkün mertebe fark edemeyeceği bir şekilde ayarlanır ki hayvanlar kamerayı fark etmesinler ve doğal davranışları da bundan etkilenmesin. Fakat ortamda sırf onları gözlemleyen birilerinin ve kayıt altına alan nesnelerin var olmasından dolayı gözlemlenen hayvanların davranışlarında gene “belirsiz” bir “belirsizlik” payı mevcut olmaktadır.
Einstein, kuantum fiziğinin öngördüğü belirsizlik ilkesini ölünceye dek kabullenememişti. Bu ilkenin geçersizliğini ispatlamak için öne sürdüğü “foton tartısı” adlı düşünce deneyi meşhurdur.
onarimci Schrödinger'in Kedisi
26
November
2007
Aşk kelimesini ağzına sakız yapanlara yada yere göğe sığdıramayan iki gruba da duyurulur:
Öncelikle ilk görüşte aşk denen yüzeysel kavram gerçeklikten son derece uzaktır. Ne gördün de, neyi biliyorsun da, karşındaki insanı ne kadar tanıyorsun da, neye, kime aşık olabiliyorsun? Eğer böyle bir şey varsa tamamen materyalist bir yaklaşımdır. Karşındakinin sadece tenine, fiziğine bakarak onu ne kadar bilebilirsin? Eğer sadece vücuduna bakarak birine aşık oldum yanılgısına düşen varsa, üzülerek söylüyorum ki, onu hayvanlar da yapıyor. Neredeyse hayvanlara da hakaret oldu bu. Öylesine vefalı hayvanlar var ki, eşi öldükten sonra cesedinin başından ayrılmıyor uzun süre, belki açlıktan kendi de ölüyor. Ancak maalesef, özellikle modern toplumda, hatta inançlı toplumlarda bile buna benzer manzaraları izleyebilmekten uzak bulunmaktayız.
İlk görüşte aşk kavramını da bir paragrafta hallettikten sonra esas konuya gelmek istiyorum. Gerçek aşkı bulmak… İlahi aşk… Ölümlü aşktan geçip, sonsuz aşkı bulmak… Somuttan soyuta geçmek, maddiyattan manevi boyuta atlamak… Çok hikayeler var tabi, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile
Burak Bakay Toz ve Çamur
25
November
2007
YILDIZDER – Samanyolu Liseleri Yıldızlar Topluluğu Mezun Derneği – yeni web sayfamız test yayınına başlamıştır.
Yapım olarak test aşamasındaki Samded 2.0 web sayfasının ‘kırmızı’ versiyonu olarak buraya aktarılmıştır.
Komder, Samded 2.0, YıldızDer ve warnerblade olmak üzere yüzlerce insanın her gün düzenli olarak ziyaret ettiği, mezunlarımızın toplandığı büyük bir ‘mezun sosyal ağı’ projesinin şimdilik son ayağıdır.
www.yildizder.net
Camiamıza hayırlı olsun.
Burak Bakay Haberler
25
November
2007

Büyük zannedip kıta ismi verdikleri nam-ı diğer Amerika olan şu halvethaneden, kehkeşanları içine alabilecek bir genişliği manasında barındıran ve kardeşlik duygusunun prototipinin yaşandığı Samanyolunun olimpiyat katına selam olsun.
Onbinlerce kilometre uzaklığı hiçe sayıp, zaman zaman yaptığım gibi yine hayalen oralara vardım. Zaman artık çizgiselliğini yitirmişti. Üstüste konulmuş şeffaf resimler gibi koridorun her tarafında farklı hatıraların heykelleri yapılmıştı sanki. Sağa bakıyorum bir iki arkadaş yat vaktini ıskalamış gece talimi yapıyorlar. Sola bakıyorum müthiş bir heycanla nadiren okunan ve açıklanan sınavlarımızın sonuçları etrafında toplanmış 3-5 kişi…Sabahın ilk ışıklarıyla sabah etüdünden dönüyorum. Sırtımda vazifem kadar ağır bir çanta, öğrenci merdivenlerini ikişer ikişer çıkıyorum. Hayatı anımsatan olimpiyat katının uzun koridounra oradan giriş yapıyorum. Yürüyorum, sakin sakin, mezarlık istikametine doğru. Güneş tepeye geliyor, koridorda kimse görünmüyor. Ve ben yine yürüyorum koridorun sonuna doğru. Sağımda bir pano ve tepesinde garip bir S harfi araya kaynamış GASTE yazısı. Aralık sınavına uyarlanmış karikatüre şöyle bir baktıktan sonra yola devam gerek deyip, yürüyorum yolun sonuna doğru. Akşam etüdüne koşuşan öğrenciler.. Güneş batmak üzere, ama hala varamadık menzile. Ve idare girişi sağımda belirirken nice abiler çıkıyorlar koridordan birer birer. Ve karşımda bir zamanların çalışma salonunu, ama vakit gece. Emsali bulunmayan bir geri sayım sesi geliyor gerilerden. Son 60 saniye dendikten 5 saniye sonra sanki zamanın kahrını hatırlatırcasına son 20 saniye deniyor. Adımımı salondan içeri atmam lazım geç olmadan, gece vakti geçe kalmadan. Aman ya Rabbi! Ne zor bir işmiş menzile varmak. Zaman sanki dalga geçiyor, kaplumbağaya bak diyor. Zorlanıyorum dostlarım. Seherin zülüflerine bir gül goncası takmaya çalışırken, sessizce ve çekingen bir edayla yavaş yavaş zamanın emanetçileri beliriyor odaların kapılarında. Bekleyeni bekletmeme telaşesinde hepsi. Ve yavaşta olsa devam ediyorum mezarlık istikametine doğru. Daha ulaşamadan ben menzile, sabah ezanı misafir geliyor kulaklarımdan kalbime. Ama vakit ne de hızlı geçiyor. Artık gitmem lazım dostlarım, her giden gibi. Her gelenin gittiği gibi.
Zaman mı hızlı ben mi yavaşım bilemiyorum ama her vaktin kendi sunduğu ikramlar ayrı ayrı. Her vaktin istediği ücret de ayrı. Dilerseniz asırlar planında bakın hadiseye ki at devri yerini arabaya bırakmış. Dilerseniz de hayatınızın dönemleri planında bakın. İlkokulda çalıştığınız derslerin lisede farklılaştığını farketmiş olmalısınız. Dilerseniz bunu alın bir sene içine yayın. Mayıs Efendinin istediği ücreti Aralık Efendi kabul etmiyor. Hatta hisleri kuvvetli olan varsa bunu ahvalinin her demine uygulasın ki kabz u bastı bir olmuyor vazife ve mesuliyet bakımından. Kimi zaman menfi bir amel olan sabır ile, kimi zaman müsbet bir şekilde koşarak…
Tasavvufta her vaktin hakkını veren insana ibn-ül vakt denilmiş ki zamanın çoçuğu demektir. Benden duymuş olmayın ama zaman, hakkını verenin emri altına giriyormuş. Bir saatte bir günlük işi yapmanıza izin veriyormuş.
Ama bunun için zamanın size güvenmesi lazımmış.
Zamanın arkasından koşan değil de, zamanın arkasından koştuğu olmak dileğiyle…
Baki selam…
NOT: Olimpiyat katındaki arkadaşların ricası üzerine kaleme alındı
katre Katre
25
November
2007

Samanyolu Liseleri Mezunları Tek Çatı Altında Buluşuyor Bütün Samanyolu camiasini bu müesseseden gelip geçen herkesi bu çatı altında görmek ve tanımak istiyoruz. Bir birimizden haberdar olmak bütün dünyaya yayılan bir camia olarak sevgi ailesi oluşması temennisi ile bütün arkadaşlarımızı buraya davet ediyoruz…
http://groups.yahoo.com/group/samanyolu/
Burak Bakay Haberler
22
November
2007
Tarih: 20-11-2007 / Saat: 01:02 / Gönderen: burakbakay
mehmet kardesim, bunu vefa yada vefasizliktan ote bi kabuk degistirme, yenilenme ve ronesans gibi algilayalim. muhafazakar vs neo catismasi gibi bi durum hic gereksiz. samded e yeni bi kan lazim uzun bi suredir, bunun icin bastan itibaren herseyi degistirmek gerekiyor ki insanlarin bakis acisi da degissin. gecisin tek sebebi teknik olarak samded 1.5 un kotu, eski yada yetersiz olmasi degil, amac daha cok insana daha etkili sekilde ulasmak, bu dogrultuda bi adim olarak degerlendirilmesi gerek yapilan seyin.
kemalettin abi, veri aktarmakla hic ugrasmayalim bence cunku diger sistemde sifreler sunucu bazli sifreli bisekilde tutuluyor vb o is teknik olarak okadar da kolay olmayabilir, mevcut kullanicilarin oradan tekrar uye olmasini rica etmek cok fazla olmasa gerek, herkes birkac dakikasini ayirabilir sanirim bundan da gocunan varsa bilemiyorum. hem bolece zaten aktif olmayan kullanicilar temizlenmis ve onay bekleyenler gelmis olur.
yeni sistemin anlayis farki olarak denetimle insanları sıkmak ve uzaklastirmak yerine katilimciligi ve aktifligi tesvik eden bi sistem oturtmaya calisiyoruz.
Devamı »
Burak Bakay Toz ve Çamur
21
November
2007
Samanyolu Mezunlar Derneği’ nin Facebook grubuna katılmak isterseniz, login olup buradaki bağlantıya tıklayın yada gruplarda aratın.
Burak Bakay Haberler