30
June
2008

Vaktim yok diyen herkes yalan söylüyordur. Belki kendi bile farkında değildir. Esas demek istediği “Ben çok yavaş bir insanım, bu kadar tempoya ayak uyduramıyorum” yada iyi ihtimalle “Zaman yönetimi nedir, bihaberim!” dir.
Günümüzün bilgi ve iş akışları arasına bir de sosyal hayatımızın olmazsa olmazlarını getirdiğimiz zaman karşımıza ciddi bir manzara çıkıyor. Bunun altından kalkabilmenin yolu, çoğu kısmısı genetiklerden gelmekle birlikte biraz piratik ve elçabuk olmaktan geçmekle beraber, zaman yönetimi ve önceliklendirme de burada ciddi önem taşıyor.
Velhasılı kelam, kişisel gelişim kitaplarının ismini hatırlamadığım hiçhangi birindeki bir makalede şöyle demekte idiydi porofesör öğrencilerine: “Bir kavanoza önce kumu, sonra çakılı sonra da büyük taşları sığdıramazsınız. Önce büyük taşları koyacaksınız, sonra çakılları ve sonra da kumu.”
Malesef bilinçsiz Türk halkı olarak kavanozları önce dolduruverelim de bitsin bu iş, aradan çıksın diye kumla doldurmakta üstümüze yok. Ondan sonra taşları, çakılları sığdıracaz diye “Ah zamanım yok, vah vaktim bitik, çok yoğunum” tepinelim tepinelim ne fayda. Kavanozu kırmaktan başka yapacağımız şey olamaz.
Yapılacakları listeleyeyim, ben de yazılarımda listeyi kullanayım. Daha renkli, böyle daha interaktif vs vs:
- Neyin ne kadar önemli olduğunu bi bil artık.
- Bu işlerin ne kadar zaman ve uğraş alacağını da ayarla.
- Kafandan yada unutkansan biyere bunları listele, sırala.
- Hergün en zor ve en önemli işten başla yapmaya.
- Kafa dağıtmak için araya biraz kum ve çakıl karıştırabilirsin ama abartma.
Bir de şu var, zaten kendinize 2 kavanoz kum edinmişseniz, bunu napsanız netseniz tek kavanoza sığdıramazsınız. O zaman tek öğünde bir porsiyon yemeyi akıl ediyorsunuz da, üstünüze iyilik sağlık, neden 2 kavanoz kumu iş edinmemeyi bilemiyorsunuz onu sorgulamanız lazım.
Bu yazının öncelikli amacı “Vaktim yok” diyip duranları zavallı durumuna düşürmek değil. O ikincil amacı. Birincil amacı bu sendromu az çok yaşayan herkese yolu biraz olsun tarif edebilmek. Önceliklendirin, neyin önemli olduğunun hep farkında olun, e biraz da elinizi çabuk tutun. Oldu da bitti maşallah. Hadi geçmiş olsun.
Burak Bakay Toz ve Çamur
20
June
2008

Gogılın ‘Bilmiyorum’ demeyi imkansız hale getiren, süperbilgisayarları halkın kullanımına açan ve insanlığın şimdiye kadar sahip olduğu tüm bilgi birikimi arasıdan spesifik bir kelimeye bile ulaşmanın 0.16 saniye sürdüğü bla bla bla..
Yeni bir Gogıl şeysi daha. Google reader. Var bayadır esasen:
http://www.google.com/reader/
adresinden giriyorsunuz. Add subskripşın kısmına blogların RSS adreslerini sürükleyip bırakıyorsunuz (kopy peyst de yapabilirsiniz isteğe göre) Üzerine kakao parçacıkları serpip soğuk servis yapıyorsunuz.
iPhone için de şakadanak kullanabilir mobil versiyonu da var:
http://www.google.com/reader/i/
Ayfonda kaydırmaktan başka herşeyin yeterince üşendirici olduğu hesap edilirse tüm takip ettiğiniz bloglara, web sitelerine tek yerden bakış atmak, hepsini tek tek ziyaret etmeye gerek kalmadan güzel birşey olsa gerek.
RSS olayının aktif kullanımı sık kullanılanlar ve farklı bilgisayarlarda çalışanların bukmark kayıplarına ciddi anlamda bir çare olacaktır diye sanıyorum. RSS’ den korkmayın! O sizden korksun.
Burak Bakay Toz ve Çamur
18
June
2008

İnsanoğlunun internette geçirdiği vaktin israf olan kısmını ciddi anlamda azaltan, IE alternatifi rakiplerden Firefox’ un yeni versiyonu çıktı. İndirilme dünya rekoruna yardımcı olmak ve bu harika tarayıcının en güncel versiyonunu edinmek için hemen siteye akıyoruz…
GS-FB kavgası kadar olmasa da, Opera‘ nın her daim kral olduğunu da eklemeden geçmeyelim. Ama düşmanımın düşmanı dostumdur hesabıyla, IE ye karşı firefox ve operayı destekliyoruz.
Burak Bakay Toz ve Çamur
5
June
2008
21.YY Siyasete Girmiş Temel Fıkralarına hoş geldiniz….
Söylenecek sözlerin bittiği bir yerdeyiz yine….
İlk kez gelmiyor ki başımıza, şaşıralım…..
Ne yazık ki sonda olmayacak….
Öyle bir mantalite düşünün ki, üniversite öğrencisi genç kızımız evden çıkıyor, okuluna gidiyor, sınıfına girmeden başörtüsü çıkarıyor. Bizde, o genç kızımız başörtüsünü çıkarttığı için laikliği teminat altına almış oluyoruz…
Hangi laikliği teminat altına aldıklarını da keşke ifade edebilseler…
İleride, inşallah Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ ün dediği gibi muasır medeniyetler arasına girebilirsek,torunlarımız geçmişte dedelerimiz bunlar yapmıştı diye bizlere çok gülecek, tıpkı şuanda batılı devletlerin bizlere güldüğü gibi…
Zaman zaman yazdığım yazıları okuyan arkadaşlar iyi bilirler, terminolojik bilgilere sıklıkla yer veririm… Laiklik anayasamızda din ve devlet işlerinin ayrımını yaptığı kadar, bütün vatandaşlarında din ve vicdan hürriyetini teminat altına alır. Yine Anayasamızın 10. maddesinde herkesin kanunlar önünde E
fatihH Konuk Yazarlar
3
June
2008

Aşk, yaşanan anlamsızlığı sonsuza taşıyabilme potansiyelini içinde hissetmektir.
Aşk, en önde giderken nereye gittiğini ve peşindekileri nereye sürüklediğini bilmemek ama bunu çok da takmamaktır.
Aşk, saatlerce susuz gezdikten sonra ağza alınan ilk damla sudur.
Ask, bazen özletmek ama çok da bekletmemektir.
Aşk, takıntıdır.
Aşk, yakamozlu dalga seslerine dalıp hafif esen meltemle beraber şarkı söylerken güneşin doğuşunun bu sahneye tat katmaktan zevk almasıdır.
Aşk, böyle ımmm klavyede parmakların kıpraşıp ahanda şu anda görmekte olduğunuz harflerin minikten oluşumu ve artışı sonucu kullanıcının yine ask topiğine saçmaladım diye bi gerinmesi, bi kalbinde mutluluk pıtırcığı oluşumu, bu pıtırcıkların kozalarını kırıp kelebenke dönüşümü, 1 haftalık ömründen umarsız sonsuza uçuşu ve bi köşede herkesten habersiz herkesi terk etmesidir.
Aşk, kakaolu sütün ağız etrafında bıraktığı süt pıtırcıklarının daha geniş olması için gösterilen çabadır. Bu çabanın başarıya ulaşması halinde ayna karşısına geçip kendine gülmektir.
Aşk, mutlu olmaya bahane aramak, bulmaktır.
Aşk, soğukta ağızdan çıkan buharın da gölgesinin olusunu komik bulup onunla garip şekiller oluşturmaya çalışıp eğlenmektir.
Aşk, yokken de orda hissetmektir.
Aşk, kış mevsiminde karpuza duyulan özlemdir.
Aşk, pipetle bişi içerken foşurdatıldığında yavaşlayarak yukarı çıkan baloncuktur.
Aşk, çotank diye fırlayan pop up penceredir.
Aşk, prize fiş takarken çıtırdayarak fışkıran elektroncuklar gibidir, potansiyeldir.
Aşk, çift çekirdekten tek çekirdeğe geçiştir.
Aşk, impossible is nothing dir.
Aşk, vazgeçmemekten vazgeçmemektir.
Aşk, siyah ayakkabıya bağlanan turuncu bağcıktır.
Aşk, extremely ordinary bi günü extremely extraordinary bi güne çevirebilicek bişidir.
Aşk, az da olsa korkarak salıncaktan atlamak üzere olan çocuğun öne doğru savrulurken hissettiği o garip sıcaklıktır.
Aşk, somatik sinir sistemiyle değil otonom sinir sistemiyle yönetildiğinden loop a girmiş java programı gibidir.
Burak Bakay Zıpırduck
3
June
2008
Gecenin karanlığı kalklmıyor üstümden,
Hüznüm dağılıp,gözlerim kanatırcasına gülmüyor
Hayatın en deli yerinde, susmak bana göre olmuyor
Kalbimin sızısına aklım mani olmuyor
Beklemek değil bana çözüm
Yalnız ağlamak geliyor içimden
Hangi yöne baksam yalnız sen,
Nereye gitsem nasıl kaçsam bu benden?
Gecenin karanlığı kalkmıyor üstümden
Ağlamak kadar koymuyor susmak
Ayrılık hiç bu kadar acıtmadı canımı
Hiç düşünemedim senden bu kadar uzak kalmayı
Nefretim sevgimin üstünde
Dibe vurmuş taş misali yosun tutmuş gönlümüz
Hangi kıyıya kayarsa sular o yöne gidiyor acımız
Tek bildiğim,bilmeden seni sevdiğim….
kansuorhan Berrak Su