18
November
2008

1929 Buhranı, Türkiye, IMF…

1929 Buhranı, Türkiye, IMF…

1929 Buhranı…

I.Dünya savaşından çıkan tüm ülkeler yaralarını sarmaya çalışıyor. İngiltere ve ABD dünya’ nın kreditörlüğünü net ihracat fazlası verdikleri için üstlenmiş durumdalar. Endüstrileşmenin ivme kazandığı bir süreçte herkes emek harcamadan kazanmanın derdine düşmüş. Neredeyse tüm işlemlerde spekülatörler var.Her yeni yapılan işlem talebin artacağına yönelik yapılıyor. Florida gayrimenkul piyasasında olanlar bu durumun en net göstergesi. Florida’ nın yapılaşmış olması ve de mevsimsel özelliklerinin yaşam için ideal olması nedeniyle, herkes varını yoğunu satarak Florida’ da bir gayrimenkul sahibi olmaya çalışıyor, üstelik bunu yatırım amacıyla yapanların sayısı da bir hayli fazla… 18 Eylül 1928 deki tropik kasırga Florida’ yı yerle bir ediyor, tüm yatlar sular altında kalıyor, evler darmadağın oluyor, çatılar da kiremit kalmıyor ve de yüzlerce insan ölüyor… Kasırga ile birlikte emlak balonu da patlıyor. Herkes elindeki gayrimenkulu aldığının yarı fiyatına satmak istiyor ama nafile…

Savaşların yeni bittiği bir dünya da Amerikan ekonomisinin %50 sinden daha fazla kısmını 200 tane holding yönlendirmekte idi. Emlak balonun patlaması ile birlikte iflas edenler oldu. Tek bir firma bile ekonomide oldukça büyük yere sahip olduğu için ilk sarsıntı gelmişti. Finansal piyasalarda banka ve benzeri kuruluşlarla ilgili düzenlemeler yok denecek kadar azdı. Sermaye esası, rezerv oranları bankaların inisiyatifine bağlıydı. Bankalar ise yüksek risk oranları ile işlemlerini gerçekleştiriyordu. Derken bankalar bu yükü daha fazla kaldıramayarak batmaya başladı, herkes mevduatlarına koştu ama bankaların içi çoktan boşalmıştı.

Krizin derinliğini arttıran bir diğer faktör ise, yönetimin başarısızlığıydı. Liberal anlayışa sahip Başkan Hoover, piyasayı kendi haline bıraktı. Müdahale kararı aldığında ise hane halkının bir çoğu işsizdi, tüketim neredeyse kesilmişti, üretim tesisleri üst üste kapılarına zincir vurdular. Beklenen müdahale yapılmaya başlandı ama devlet bütçesini denkleştirebilmek için kamu harcamaları kısıldı vergiler arttırılarak tüketimin kafasını taşla ezdiler, faiz oranlarının arttırılarak piyasadaki likiditenin emilmesi ise krize tuz biber oldu. (Fed 2007 den itibaren 9 kez faiz oranlarında indirime gitti)

1929 daki en büyük hataları özetleyecek olursak, krizin ilk başta yeterince önemsenmemsi, spekülatif hareketlerin önlenememesi, büyümenin sağlam temellere dayandırılamaması ve de hatalı müdahalelerdir diyebiliriz…

Günümüz siyasetçilerine baktıkça içim sızlıyor, sadece Türkiye için söylemiyorum bunu. ABD’ de ekonomi ile ilgili kurtarma paketleri çıkarken kongredeki senatörler bizden çok farklı değillerdi. Nitekim Cumhuriyetçiler seçim yenilgisi ile bunun bedelini ağır ödediler.

“Elhamdullillah bize bir şey olmaz”, “Kriz bize teğet” geçer gibi söylemleri yanlış bulmuyorum, sonuna kadar katılıyorum çünkü kriz dönemlerinde psikolojik işlemler had safhada. Kriz gelmeden krizin adı geldiği için yaralar daha derin oluyor. Bakıyorsunuz ülkede her şey yolunda ama herkes tutturmuş bir kriz lafı. Tüketici tüketimini erteliyor, yatırımcı yatırımını erteliyor, sebep ne peki? Kriz gelmiş, ben baktım sağıma soluma, hep aynı insanlar, krizi göremedim. Kriz gelmeden namı gelince böyle oluyor, İSO ilk 500’ ün 9 aylık mali tablolarına baktığımda çoğu firma, karını katlamış. Söylemlere buraya kadar katılıyorum, psikolojik etkileri için söylenen sözler bunlar ama fiiliyatta bazı hususların geciktirilmesine ise şiddetle karşıyım. Lokomotif vagonları çekerken, vagonlar lokomotifi geçebilir mi? En azından küreselleşen bir dünyada asla geçemezsiniz. Hele ki tüm dünyada bir likidite krizi yaşanırken, libor 4,5 seviyesine zıplamışken krizin bizi teğet geçmesinin olasılığı yoktur. Hatta bu cari açık ile birlikte bırakın teğet geçmeyi en çok etkilenen ülkelerden biri olacağız, oluyoruz. Örneğin özelleştirme gelirlerinin 2009 yılında hedeflenenden az olması beklenmektedir. Her varlık yeniden fiyatlanırken, siz elinizdeki varlıklarınızı maksimum seviyeden satamazsınız. Halkbank ın piyasa fiyatları ile ifade etmek gerekirse, hisse fiyatı 10YTL üzeri iken, şuanda 4 YTL altında. Aslında bu noktada bir de 2009 bütçesine değinmek gerekir ama onu ayrı yazıya bırakıyorum. Şunu da ifade etmeliyim, 2001 Bankacılık Krizi Türkiye açısından bir şanstır. Aslında Sayın Başbakanımız bununla ilgili olarak “Hayır bildiklerinizde Şer, Şer bildiklerinizde Hayır” var diyebilirdi. Biz 2001 krizinin yaşamamış olsak, bankacılık sistemimizin temel zaafları olsa şuanda bu yazıyı okuyan çoğu kişi yatırımlarını ertelemeyi değil, iş bulmayı düşünüyor olurdu.

Yabancı yatırımcıyı ben Ali Dayı ya benzetiyorum. 1990larda 1970lerden kalma araçlar sürekli yollarda kalırdı, araçları çalıştırmak için vurdurma denilen sistem uygulanırdı. Şoför “Ali dayı, bi el atıversen” derdi. Şimdi bizim de ihtiyacımız olan John, Michael dayılar, onlar el atmazsa biz bir yandan araba sürüp bir yandan da vurduramayız. “Emerging Market” dediğimiz, gelişmekte olan ülke piyasaları küresel yatırımcıya her zaman büyük karlar önermektedir. Çünkü riski yüksektir. İzlanda örneğinde olduğu gibi, getiriyi bırakın anaparanın bile büyük bir kısmının batma olasılığı olduğu da aşikardır. Yatırımcının bizlere güvenebilmesi için bizim sürekli denetimlerden olumlu raporlar almamız gerekmektedir. Peki bu raporu kim verir derseniz IMF… IMF olmadan asla yapamayız. John dayı el atmaz ki…

1929 da olan sürecin bir benzerini 2007 de başlayıp 2008 de yaşadık. Tahminlere göre bir müddet daha bu süreci yaşayacağız. Krizin sonlanması derinliğe bağlı, Sarkozy bile yeni bir “Bretton Woods” lazım dediğine göre kolay geçmeyecek sanıyoruz.

Fatih HAYTA
19.11.2008

(Yazıyı buraya kadar okuyan arkadaşlar boşta olsa mail atarsa sevinirim, ne kadar okunduğunu bilmek istiyorum,fatihhayta@gmail.com)

15
November
2008

KRİZ Serisi -I-

Bu kadar zamandır “ekonomik kriz” ile ilgili neden yazı yazmadığımı henüz anlamış değilim, belki de krizin en orta yerinde kendimi bulmuş olmamdandır….

Her şey nasıl başladı isterseniz buna değinerek başlayalım…

Amerika’ nın son 25 yılı incelendiğinde sürekli yeni balonlar yaratılmış olduğunu görürüz, bundan önceki balonumuz hatırlayacağınız üzere 1990 yıllarında başlayan ve NASDAQ endeksini 6 kattan fazla artmasına sebep olan teknoloji hisseleriydi. Ardından 2000’ li yıllara gelinirken emlak sektöründe balon şişmeye başladı.

Adı ister kriz olsun, ister resesyon, ister stagflasyon, yaşadıklarımız bizi bu aşamaya getirirken aynı dönemlerde birkaç temel sorun vardı.. (konuyu izah ederken biraz dağıtıp sonradan toparlamayı düşünüyorum.)

Bir banka düşünün, yüzde 5 ile kredi versin, ardından vermiş olduğu krediyi %4 ile başka bir garantör bankaya devretsin. Ardından %3 faizle bu krediye ilişkin tahviller çıkarıp dünya piyasasının önüne koysun. Bu sırada sigorta şirketleri de kredileri sigortalıyor, yapılan poliçelerde elden ele geziyor. Üstelik sigortayı alan da veren de sigortalı.Yani toplamda “1” milyon dolarlık bir ev en az “7-8” milyon dolarlık bir finansal piyasa üzerinden işlem görmeye başladı. Bir yandan bunlar yaşanırken bir yandan da VIX endeksleri sürekli izleniyor ona göre yüksek kaldıraçlı alımlar yada açığa satışlar yapılıyordu. .(VIX endeksi piyasalardaki riski, panik ortamını gösteren, profesyonellerin kullandığı bir veridir)
Dünya ekonomisinin GSYİH 50 trilyon dolar civarındadır. Mali piyasalar ise 500 trilyon doların üzerindeki bir ekonomiye hitap ediyor. Yani olmayan varlıklar, defalarca arz ediliyor piyasaya. Bunda denetimsiz, Hedge Fundların etkisi oldukca yüksektir. Ve tüm piyasalarda açığa satış yetkileri mevcuttur.

Amerika daki bankalar büyüme dönemlerine girdikleri rehavet ile ve de ellerindeki bu yüksek kaldıraç oranı ile zaman zaman Türkiye de de uygulanan TC kimlik numarasına 20 dakikada kredi gibi uygulamalara girdiler. Amerikan halkı da Türk halkından, tüketim konusunda daha iyidir. Para muslukları komple açılınca herkes de ev talebi başladı, mortgage dediğimiz, uzun vadeli düşük faizli sistem ile finansal piyasaların gücü emlak sektörüne yansıtılmaya başlandı. Faizin düşük olması ile birlikte ev fiyatları Amerika’ da kriz olana dek yaklaşık 5 katlık bir artış trendine girmişti.

Bu arada finansal piyasada yolunda gitmeyen bir takım olgular kendini göstermişti. Bazı büyük sigorta şirketleri, kredi garantör bankaları ve de ilgili bazı hisselerin sigorta primleri yükseliyor, VIX endeksleri yükseliyordu. Bir takım hedge fonlar piyasaların böyle devam etmeyeceğine yönelik pozisyon almaya başlamışlardı bile…

Mecnur Odyakmaz’ ı hem sporcular hemde borsacılar iyi bilir. Mecnur der ki, küçük yatırımcı kedi gibidir, iki tavan çektir hemen gelir….
Aynen bu mantıkla Bearn Sterns vakası yaşandı. Büyük bir kredi garantör bankasının hisse fiyatı 100 dolarlardan 1-2 dolara kadar düştü. Yani piyasanın köpüğü çok sert bir şekilde inmeye başladı.

Bu acı örneği gören herkes, bir dakika deyip düşünmeye başladı, herkes eteğindeki taşları ayıklama derdine girdi, hatta taşı olmayan bile taşları atayım derdine girdi. Yukarıda değindim VIX endeksinin yükseldiğini gören, yüksek açığa satış yetkilerine sahip bazı fonlar, sahip olmadıklarını sattılar, satıyorlar da hala da bu sürecin içerisindeyiz.

Bu süreç biter mi derseniz, tabi ki de biter, ama asıl önemli olan, ne zaman, neler yaşandıktan sonra sonlacağıdır…

(Bugünlük olaylara kuşbakışı baktık, ilerleyen zamanlarda yaşananları detaylandıracağız..)

25
May
2008

Yatırımcılar karamsar

Biliyorsunuz, zaman zaman, günün siyasi, ekonomik olaylarına dair denemeler yazıyorum.
Kötü geçen bir haftasının sorundaki pazar günü yine böyle bir yazı yazmak için bilgisayar başına oturdum.
Dünya piyasaları bir bir inerken onlardan daha hızlı düşen piyasamız,
onların çıkışında, onların yanında olamadığı gibi,
onların kar satışlarında yine onlardan çok düşerek içinde bulunduğumuz atmosferi açıkladı…
Yatırımcılar KARAMSAR….

7
April
2008

BORSA Ve VOB a dair…..

VOB……
Vadeli opsiyon piyasalar……

arkadaşlar vob da endeks, döviz, reel varlıklar alıp satabilirsiniz.

Bunun için aracı kurumunuzdan vob işlemleri için risk bildirim sözleşmeleri imzalamanız lazım…

endeks olarak imkb100 ve imkb30 endeksleri mevcut.
döviz olarak da euro ve dolar…

genelde büyük firmalar döviz açık poziyonlarına karşı uluslararası alanda yıllardır vadeli işlemleri yapmaktalar idi…
Türkiye de zannedersem 2007den itibaren vadeli işlemleri de birer piyasa haline geitrdiler.

Peki vadeli işlem nedir?

örnek olarak…..

Ben doların haziran sonunda 1,40ları aşacağına inanıyorum…
vadeli işlemler piyasasında ise bu tutar 1,32…..
öyleyse ben kontrat satın alıyorum….

kontrat alırken paranın tümünü kullanmıyorum…
aracı kurumlara göre değişmekle birlikte %25 civarı bir teminat ile kontrat satın alıyorum…
100000 dolar aldım. 1,32 den….
bu doların teslimatı fiziki olarak haziranın son iş günü..
banka benden 25 bin dolar teminatı alıyor. repo falan yapıyor…
mayıs ayına geldiğimizde haziran sonu kontrat fiyatı olarak 1,52 olmuş….
ben hep poziyonumu kapatıyorum.short(satış) işlemi yapıyorum..
benim karım 25 bin doların reposu artı 1,52-1,32=0,2
0,2*100000=20000 ytl

gördüğünüz gibi yaklaşık 25 bin dolarlık teminat ile 20000 ytl para kazandım…

tabiki bu güzel bir tablo….

aksi durumda neler oluyorpeki.

çok sert bir düşüş olduğu takdirde,
örneğin endeks aldık
imkb100 ü haziran için 40000 den aldık diyelim…
100000 ytl için 20000ytl teminat yatırmış olalım.
bi anda sert bir düşüş yaşandı.
haziran sonu kontratlara yatırdığınız 100000, 86000 e düştü….
sizin teminatınızın %70 i kadar zarar olduğu için, aracı kurum sizden rakamınızı 100000 e tamamlamanızı ister,
yapamazsanız endeks kontratlarınızı zararına satar….

HEDGE
hedge etmek, piyasa profosyonellerinin vazgeçilmezidir…
alternatif piyasa enstrumanları ile riskinizi çeşitlendirmektir….
örneğin imkb30 kağıtlarından 100000YTL lık hisse senediniz olsun…
endeksin çıkacağına eminsiniz.
ama tüm olağan dışı durumlara karşı
imkb30dan short poziyon alırsınız..
tabiri caizse açığa satarsınız…

örneğin 20000YTLteminat ile short pozisyonumuz olsun….
yaklaşık 80000Ytl ile bugun aldığınız kontratların
parasını düşük endeks üzeirnden ödersiniz…

böylelikle bir yandan kaybederken diğer yandan kazanmış olursunuz..

tabi ki birebir hedge etmenin anlamı olmaz….

vadeli işlemlerde fiziki teslimat oranı %10 u geçmemekte…
vade bitimine sıfır kar zarar hesabı ile portföy yapıp
uygun zamanlarda al sat yaparak,
korunmalı bir şekilde para kazanabilirsiniz…..

arkadaşlar bu yazı gelen sorulara göre devam edecek….
umarım yararlı olur….

saygılar
fth hyt

6
April
2008

Youtube `un kapatılmasının üzerinden epey zaman geçti. Hala kapalı, açmıyorlar.

Youtube `un kapatılmasının üzerinden epey zaman geçti. Hala kapalı, açmıyorlar.

Bu konuda kesin kanaatim şu ki: Youtube gönderilen Atatürk `e hakaret videoları bahane. Youtube `da kapatmadan önce yayınlanan kimi ses kayıtlarına yeni kayıtlar eklenmesin diye yapıldı.

Değilse…

Bütün porno siteleri açık.

Bütün PKK siteleri açık…

Sadece Youtube `da değil, başka bir çok sitede Atatürk `e hakaret içerikli yayın var, onlar da açık.

Ama Youtube kapalı.

Millete bunu anlatamazsınız. Millet yemez bunları. O millet sizin sandığınız eski millet değil artık.

Kaldı ki, Youtube ulaşmanın binbir yolu var ve bir internet sitesini yasaklamanın bu zamanda hiç bir anlamı olamaz.

Başka yüzlerce yoldan Youtube girmek mümkün. Kısaca internete yasak sökmez.

Dünya`da youtube`u yasaklayan 11 ülkenin içinde Türkiye . Ve bu 11 ülke, İran gibi, Libya gibi, Çin gibi, Suudi Arabistan gibi ülkeler… Hadi bu ülkeler internetin özgürleştirici etkisini kısmak isteyen dikta yönetimlere sahip. Türkiye neyi saklıyor ki halktan?

Sırf Atatürk `e hakaret videoları yayınlanıyor diye Youtube `u kapatıp, Türkiye `yi bu ülkeler ile aynı safa soktuğunuzun farkında mısınız?

Ayrıca, youtube başvurulduğu taktirde hakaret içeren videoları yayından kaldırıyor da…

16
March
2008

Yazık Oldu…

Yazık oldu, hemde çok yazık….
 
Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk ün 1932 de kurduğu Türk Dil Kurumunun Genel Türkçe Sözlüğünde geçen bazı kelimelerin anlamını vererek yazıma başlamak istiyorum…..
 
Sosyalist:  toplumcu
Toplum:  Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet…
 
Halkçı
:     Halkın yararı için uğraşan kimse, popülist.
 
Demokrat:     Demokrasi yanlısı.
 
Demokrasi:     Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi, el erki, demokratlık.
 
Laiklik: hukuk  Laik olma durumu, laisizm.  Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması, laisizm:
 
Özgürlük:    Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî:
 
Aslında bu kelimelerle başlamak yorumu bile yersiz bırakıyor…. Öyle bir ülke düşünün ki,  bir parti seçimlerde halkın %34,9 unun oyunu alıyor. Aradan geçen yaklaşık 5 yıl sonraki seçimlerde de halkın %46,58 inin oyunu alıyor…  5 yılda oyunu 5,5 milyon kişi arttırarak, halkın teveccühünü kazanıyor.
 
 
Sonra birisi çıkıp  34 milyon seçmenin 16 milyonundan fazlasının oyunu alan bir parti için “Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” ni söylüyor… Ne kadar 21.yy içine girmiş olsak da, ne kadar AB kapısına kadar dayanmış olsak da, bu ancak Muz Cumhuriyetinde olur dostlar…. Terminolojik olarak inceleyecek olursak,
Laiklik kavramı devlet ve din işlerinin ayrılığını,  din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olmasını ifade eder. Din ve vicdan özgürlüğü ifadesinde geçen özgürlük kavramını açmak gerekirse, özgürlük herhangi bir kısıtlamaya zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme,davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumunu ifade eder. Yani laiklik, devletin bireylerinin inançlarını özgürce yaşayabilmesini garanti altına alır…
 
İddianamenin detaylarını şuan itibariyle bilemiyoruz tabi ki, yalnız bugüne kadar kamuoyuna yansıyan hadiselerden ötürü tahminlerimizde yok değil… Bazı milletvekillerinin Türban ile ilgili söylemleri, Cumhurbaşkanı seçim sürecinde yaşananlar, bazı siyasal kadrolaşma diye adlandırılan oysaki her siyasi dönemde yaşanan kadrolaşmalar….
 
Demokratik toplumlarda insanlar görüşlerini rahatça ifade edebilmeleri gerekir. Nereye kadar ifade edebilirler?, başkalarının yasal haklarını kısıtlayana kadar…Milletin seçtiği bir kişi, milletle buluşmasında kamusal alanlarda da başörtüsü serbest olmalıdır demesi onun demokratik hakkıdır. Hele ki bu kişi 16 milyon kişinin görüşünü yansıtıyorsa, bu sözü istediği ortamda dillendirebilir, demokrasiye inanıyorsanız, demokrasinin gereği budur… İşinize gelse de, gelmese de budur…
 
Türban ile ilgili söylemlere gelince insanları izlerken güleyim mi ağlayım mı bilemiyorum. Bir kadın düşünün, başı açık, bugün saçı kısa yarın uzun, bugün uzun, yarın kısa, bugün siyah, yarın sarı, bugün fönlü, yarın dalgalı…. Eskiden kadınlarımızın saçı kısaydı, siyahtı, şimdi sarı diye kimin buna müdahale hakkı var söyler misiniz? Başı açık bir kadının saç modeline kim karışabilir? Siz, hangi cesaretle, kendinizi ne sanarak, insanların baş bağlama şekline göre örtünenleri kategorize edebiliyorsunuz…  Ne cüretle insanların dini inançları gereği taktıkları başörtüsü/türbana,  siyasal bir simge diyebiliyorsunuz.  Bu ülkede dini konularla ilgili yetkili tek merci Diyanet İşleri Yüksek kuruludur ve bu kurul çok açık ve net bir şekilde kadının saç telinin başka erkeklere mahrem olduğunu ifade etmektedir. Bunu bile bile, sadece inançları gereği başını kapatanlara, siyasal simge olarak başınızı kapatıyorsunuz demek,  bırakın çağdaşlığı, yobazlığın en uç örneğidir…
 
Okullarda türban serbest olmalı mı olmamalı mı, bunları tartışmak başta kadın erkek eşitliğine aykırıdır…  Aynı görüşlere sahip erkek öğrenciler okula son derece rahat bir şekilde girerken, kızlarımız başı kapalı olduğu için giremiyorlar. Önemli olan insanların dış görünüşü değildir, insanların düşünceleridir. Böyle bir filtreleme son derece çağdışı olmasıyla birlikte insanların özgürlüğüne yapılan bir müdahale ve hatta laikliğe de aykırıdır. Özgürlük ve laiklik tanımlarını yukarıda birkaç kez  vermiştim, tereddüt edenler tekrardan bakabilirler…
 
Yıllar önce Mehmet Barlas ifade etmişti, bazı insanlar toplum mühendisliğine yöneliyorlar diye, bugünde yaşamış olduğumuz şey bunun bir benzeri… Birileri çıkıp diyorlar ki bizler sizi çağdaşlaştıracağız, özgürleştireceğiz, özgür kadın kapanır mı gibi ifadeler kullanıyorlar…
 
Demokrasiye inanıyorsanız eğer bir insanın çağdaş olmaya mecburiyeti olmadığını, sizin kimseyi zorla çağdaşlaştıramayacağınızı da bilmeniz gerekir. Kaldı ki bazılarının çağdışı olarak yorumladığı davranışlar, giyim kuşamlarda son derece çağdaştır. Çağdaşlık kavramı son derece subjektif bir kavramdır. Yani, Size göre çağdaş olan bana göre olmayabilir. Bu nedenle toplumda genel kabul gören uygulamalara çağdışı diyebilmek kimsenin haddi de değildir.
 
Türkiye demokratikleşme sürecinde ilerlerken ne yazık ki bu süreci birkaç kez daha gördü.. Bu süreçler bize neler getirdi, neler götürdü iyi tartmamız lazım. Dünya kamuoyuna böyle bir olayla ilgili flaş haber olarak düşmek her Türk vatandaşının utanması gereken bir durumdur. Çünkü Avrupa da en son 1954 yılında Almanya Komünist partisi kapatılmıştır. Oysaki ülkemizde bu süre zarfında 30 parti kapatılmıştır. Her partin kapatılışında siyası yasaksızlar çıkmış ve başka bir isimle bu partiler devam etmiştir. Örneğin, Fazilet partisinin kapatılma sebebi de laiklik dışı faaliyetlerin odak noktası olmasıdır,aynısı yani… Sonrasında yasaksızlar Saadet Partisini kurmuştur.
 
Sonuç olarak laiklik dışı faaliyetlerden kasıt inançları gereği bazı kişilerin öğrenme hakkının elinden alınması ise bu partileri kapatmak da haklısınız, ama türbana izin veriyor diye bir siyasi partiyi odak görerek kapatabilmeniz, hukukun bu konudaki eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Odak olabilmek için, bu partiyi yöneten idarecilerinin bu niteliklerde olması gerekir, laiklik dışı eylemlerde bulunmaları gerekir. Laiklik dışı faaliyetleri tanımlamak için laikliğin tanımı çok objektif bir şekilde tanımlanmalıdır. Ne yazık ki Bu kadar önemli bir hususun çevresi yasalarımızda yeterince çizilemediğinden dolayı tamamen savcıların insiyatifine kalmıştır.
 
Buraya kadar olayları bir açıdan ele aldık… Diğer önemli ve bir o kadar acı husus ise, ülkemizde siyasetin son derece küçük hesaplarla yapıldığının kanıtıdır.Bazı söylemler partilerin adının bile hakkının verilemediğini göstermiştir.
 
 
 
 
Demokrat olmak, halkın egemenliğine inanmaktır.
 
Cumhuriyetçilik: Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimine inanmak….
 
Halkçı: Halkın yararı için uğraşan kimse..
 
Parti kapatmak gibi çağdışı bir uygulamayı, sırf kendi hedeflerine göre değerlendiren ve yapılması gereken olarak göre partinin adı Cumhuriyetçi Halk Partisi… Bu davranışlarla bu ismi taşımaya hakkı var mı bu partinin… İki gün sonra oy isterken, milletin egemenliğine yapılan müdahaleleri kabullenmiş bir parti olarak mı çıkacaklar seçmenlerinin karşısına…
 
 
 
Bu belirsiz süreçler maddi, manevi bizlere zarar vermekte… Pazartesi sabah uyandığımızda kurlar yukarda, borsa aşağıda… Sıcak para çıkışı hızlanmış, yatırımcılar tedirgin uyanacağız.. Makro anlamda kim bilir ne kadar sıkıntılarını çekeceğiz, iç dinamikler kırılganlıklarımızı arttıracak,faiz,enflasyon yükselecek, uzun dönemde işsizliğe etkisi olumsuz olacak… Hem de ne uğruna biliyor musunuz, yasal olarak çerçevelenmemiş, kişilerin insiyatifine kalan uygulamalar yüzünden…..
 
Bu ülke için gerektiğinde canını göz kırpmadan verebilecek birisi olarak, sorumlu kişiler tarafından gerek iç dinamiklerin bozulması, gerekse uluslar arası alanda yaşadığımız itibar kaybı ile oldukça üzgün konumdayım. Yazımı çok detaylara girmeden, bazı kavramların karşılıklarını vererek, duygularımı yükleyerek yazdığım için, hatalarımın affını dilerim…
 
Yazık oldu, hem de çok yazık…
 
 
Yazımın sonlarına geldiğim zaman,  kapatma davasının komik gerekçeleri de kulislerde konuşulmaya başlandı…
 
Başbakanımızın başörtüsü ulemaya sorulsun demesi; ulema yine TDK na göre, bilgin demektir. Laikliğe aykırı mı?
 
Hac dönemi billboardlardaki bikinili kadın resimlerinin kaldırılması; Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz denirdi, bu kadar saygısız, bu kadar hoş görüsüz mü olduk… Dini vazifeleri için havaalanına giden insanlara bikinili kadın izletmek mi çağdaşlık oldu… Kaldı ki hac yolculukları havaalanlarının ayrı terminallerinden yapılır. Yani o dönem ordan normal yolcu geçişi bile olmaz. İnanan insanlara saygı gösterebilmek bu kadar mı zor?
 
Bülent Arınç’ ın “Ben laikliğe inanmıyorum, en azından bizdeki uygulanış biçimine” sözleri de iddianame de yer almış.  Uygulanışına ne yazık ki bende inanmıyorum, ya başta verdiğim tanımını değiştirin yada uygulamaları…Aradaki uyumsuzluğu kim açıklayabilir ki…. Subjektif yorumlar olduğu müddetçe Bülent Arınç bu ifadesinde tabi ki haklı olacaktır…
 Bunun dışında birkaç fevri hadise daha var, bunlarla ilgili de parti disiplin kurulu çalıştırılmış gerekli cezalar verilmiş hatta partinin bunları tasvip etmediği kamuoyuna duyurulmuştur.
Son olarak Yüce Önderin dediği gibi, Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir….. İnşallah göreceğiz o günleri dostlar… 
(Tüm kavram anlamları, Türk Dil kurumunun Genel Türkçe Sözlüğündeki birinci anlamlardır.)
(gecenin ilerleyen saatlerinde yazılmış bir yazı olduğu için,ufak tefek imla ve anlam hatalarımın affını istirham ediyorum)
 


Saygılarımla
fth hyt

28
September
2007

Piyasalar gerçekten sıkışık mı yoksa herşey güllük gülistanlık mı?

samded.com forumlarda, iki farklı görüş üzerine yazılmış bir yazı….

Piyasalar gerçekten sıkışık mı yoksa herşey güllük gülistanlık mı? 

 

Hani Türkçe için diyorlar ya, lastik gibi nereye çeksen gelir diye, bu sitedeki arkadaşları tenzih ederim ama çoğu insan ekonomiyi de lastik gibi yaptı…

70 yaşındayım, 35 yıllık ESNAFIM böyle piyasa görmedim diye başlık açılmış… Bu durumun, bu isyanın gerçek olmama durumunu düşünmüyorum. Yalnız bu isyanın ne denli genele yayıldığını, nedenlerini görebilmek için akıl yürütüp soyut kalan yorumlardan ziyade bazı ekonomik verilerle bakmak gerekir diye düşünüyorum.

Tüm verileri bulup yazmam,yorumlamam çok zaman alır diye, bana göre değinilmesi gereken bazı kavramlardan bahsetmek istiyorum…

Türkiye GOÜ(gelişmekte olan ülkeler) arasında yer aldığı için, kişi başına düşen GSYİH yı yorumlarken Gini katsayısını da unutmamak gerekir. Gelirden ziyade geliri kimin elde ettiği goü de daha önemlidir. Gini katsayısını kısaca anlatmam gerekirse, 0-1 arasında bir sayı olup 0 yaklaştıkça gelirin mutlak eşit olduğunu ifade eder. Eşitlikle ünlü İskandinav ülkelerinde bu rakam 0,23 seviyesinde iken, Yunanistan Portekiz ve İtalya gibi Avrupa ülkelerinde 0,34 seviyesindedir. Türkiye de ise 0,45-0,50 seviyesindedir. Bu rakam İstanbul gibi bir şehir de 0,6 ya kadar çıkmaktadır. Bunun anlamı çok kısa ve net olarak Türkiye de gelirin eşit dağılmadığıdır. Yani fabrikatör Ahmet parasına para katarken, bakkal ihsan amca dert yanmakta piyasada para yok diyerek likiditeden dert yanmakta haklıdır. Ayrıca bir ek bilgi olarak söylemeliyim ki, Türkiye gelir dağılımındaki eşitsizlik ile son 30 un içerisinde… Ayrıca kişilerin elde etmiş oldukları faiz gelirlerinin hesaplanmasının zorluğu nedeniyle bu rakamlar biraz daha iyimser gibi geliyor bana…

Bunun dışında bu soruyu analiz ederken protestolu senet sayılarına bakabiliriz, yalnız biz bazı parti ve mesleki odalar gibi şov peşinde olmadığımız için protestolu senetleri GSYİH oranları ile de ilişkilendirebiliriz. Bunun anlamı şudur, ekonomi ne kadar büyümüş, büyüyen ekonomide ödenmeyen senet tutarı ne kadar…
Örneğin harcamanlar yöntemi ile …

GSYİH 2000 124.583.458.276,
Protestolu senet sayısı 2000, 629,803,388
Oran binde 5

2001 yılında GSYİH 178.412.438.500, protestolu senet tutarı 1.114.793.713,
oran binde 6
GSYİH 2005 de 487.202.362.279 iken, protestolu senet tutarı 2.803.142.115 liraymış
2006 yılında GSYİH yaklaşık 520 katrilyon iken protestolu senet tutarı 4.054.905.470 lira olmuştur.
Oran binde 7 olmuştur….

Bu rakamları yorumlarken 2000 yılını veri alırsak binde 2 düzeyinde ödenmeyen senetlerde bir artış vardır. Kriz yılı 2001 i baz alırsak binde 1 düzeyinde bir artış vardır. 2007 yılında protestolu senetlerin GSYİH ya oranı ise tahminen binde 9 seviyesine kadar yükselecektir.

Böyle bir kıyaslamayı hiçbir köşe yazarı yapmadı, siz sormasaydınız bende uğraşmazdım. Ekonomi büyürken aynı oranda protestolu senetlerin artması doğal bir olgudur. Yalnız elimizdeki veriler gibi ekonomi büyürken protestolu senetlerin sayısının ekonomiden daha yüksek oranda büyümesi,piyasada var olan bir olumsuzluğun haberidir.

Ayağını yorganına göre uzat her ne kadar Türk atasözü olsa da pek kale alınmadığı kredi rakamlarından ortaya çıkıyor. 2001 krizinde çoğu banka kriz çıkmadan önce büyük boş arsalar kiralamışlardı, çünkü verdikleri kredilerin çoğunun geri dönmeyeceğini biliyorlardı. Özellikle geçen yıl dünya piyasalarındaki olumlu hava ve türkiyede ki tek parti iktidarının vermiş olduğu güven ile insanlar yine kazanacakları parayı eve arabaya yatırdılar.. Mesela ben devlet üniversitene 2002 yılında araba ile giderken otoparkta çok rahat yer bulurken, yıl 2007 olduğunda otoparkta yer bulamıyorum. Bu herkesin zenginleştiği anlamına mı gelir, yoksa insanların kazanacakları para üzerinden harcama yaptığı anlamına mı?
Kredi demek, insanların gelecek gelirlerini bağlamak demek, kredinin artması ile piyasadaki para bankalara gitmektedir. Bunun sonucunda mevduat sahibi faiz geliri elde ederken, kredi müşterisi ise faiz ödemektedir. Yani sermaye el değiştirmektedir. Memur Osman, aldığı arabanın kredisini ödediği için de, 3 ay sonra alacağı 2binytl sının, ancak 400 YTlsını harcayabilmektedir.

Ekonomiyi o kadar çok açıdan ele alabiliriz ki, kimi bakış açısına göre son 5 yılda mucizeler yaratıldı, kimine göre ise ekonomi derin bir kuyuya doğru inmekte…

Yalnız bazı rakamlarla olumsuz bir tablo çizmek imkansız, örneğin GSYİH, bir ülkede bir yılda üretilen varlıkların değeri,
Kurun düşük olmasına rağmen İhracat rakamları,
İthalat içinde yatırım malları oranı, (2005 e kadar)
TEFE, TÜFE endeksleri,

Ekonomik analizler kadar, işletmecilik ile ilgili analizlerde yapılabilir. Her ne kadar mühendis arkadaşlar işletme, iktisat gibi bölümleri küçümseseler bile çoğu ne pazarlamadan anlar ne finans dan anlar , ne muhasebeden anlarlar, ne de bir bütün olarak işletme yönetiminden anlarlar… Piyasada böyle, bırakın mühendis adamları ilkokul mezunu adamlar ticaret yapıyor. Mevcut tecrübesi ile çok aşırı başarılı olanlar ne yazık ki azınlıkta… Amiyane tabirle diğerleri sinek avlıyor.
Bunda bazı arkadaşların değindiği gibi gelişen piyasa şartlarına ayak uyduramamak oldukça etkili, Örneğin İstanbul da yapılmış 27 mega avm var.Ankara da bu rakam 10 a ulaştı. Burada tüketici davranışları iyi analiz edip iyi yorumlamak gerekir. Kimi çocuğunu oyun parkına bırakır, kimi güvenliği düşünür, kimi otoparkı vs.. vs…

Genel bir tabirle küreselleşen dünyada ekmek aslanın ağzında değil, midesinde… Bundan 10 yıl önce %50 kar marjı ile iş yapanlar piyasaların derinleşmesi ile %15lere razı olacaklar.

Ben yakın çevremden biliyorum milyon dolarlık işlerle uğraşanlar konularında ehil olmadıkları ve ehil kişilerle çalışmadıkları için ne paranın zaman değerini biliyorlar, ne mevzuatları biliyorlar… binmişler trene gidiyorlar gündüz gece….

Eğer yazımı buraya kadar okuyan olduysa, okuyan kişi hadi fatih ekonomi ne yönde onu söyle diyecek…

İki iktisatçıdan 4 farklı görüş çıkar dedikleri gibi, bana göre her iki söyleyende doğru söylüyor.piyasalarda özellikle küçük esnaflarda bir daraltı olduğu piyasada likidite sıkıntısı olduğu, ekonomideki büyümenin gelir dağılımı üzerindeki olumlu havasının oldukça yetersiz olduğu doğrudur..Bunun yanı sıra bazı makroekonomik hedeflerin gerçekleştirildiği uzun vade de bunların olumlu yansıması da doğrudur.

Bu kadar şey yazmışken bir sıcak paradan bahsetmemek, cari açığa, faiz oranlarına ve carry trade konularını ele almamak eksiklik oldu.Yalnız yazının okunabilitesini yüksek tutmak açısından yalın ve kısa tutmaya çalıştım. İlerleyen zamanlarda inşallah o konularla ilgili de yazarım..

 

                                                                                                         fth hyt