<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SAMDergi &#187; Konuk Yazarlar</title>
	<atom:link href="http://www.samdergi.com/category/konuk-yazarlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.samdergi.com</link>
	<description>Samanyolu Mezunları elektronik dergisi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Feb 2010 21:58:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>the aziz bakay</title>
		<link>http://www.samdergi.com/the-aziz-bakay/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/the-aziz-bakay/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2008 12:59:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Bakay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/the-aziz-bakay</guid>
		<description><![CDATA[the aziz bakay sonunda sitesine birşeyler eklemeye başladı, www.azizbakay.com adresinden takip edilebilü.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.azizbakay.com" target="_blank" title=""><img src="http://www.warnerblade.com/t/4/pictures/yolda%20%2845%29.jpg" alt="yolda%20%2845%29 the aziz bakay" title="" border="0" width="500" height="" /></a></p>
<p>the aziz bakay sonunda sitesine birşeyler eklemeye başladı, </p>
<p><a target="_blank" href="http://www.azizbakay.com">www.azizbakay.com </a></p>
<p>adresinden takip edilebilü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/the-aziz-bakay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fazla su israfını nasıl önlersiniz?</title>
		<link>http://www.samdergi.com/fazla-su-israfini-nasil-onlersiniz/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/fazla-su-israfini-nasil-onlersiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 11:30:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Bakay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/fazla-su-israfini-nasil-onlersiniz</guid>
		<description><![CDATA[1 &#8211; Sebzeleri elde değil, su dolu bir kapta yıkayın: 18 ton su tasarrufu2 &#8211; Bulaşığı elde değil makinede yıkayın : 40 ton su tasarrufu3 &#8211; Diş fırçalarken ve traş olurken suyu açık bırakmayın : 48 ton su tasarrufu (yuh!)4 &#8211; Beş dakikalık duşta 60 litre su harcanır, duşunuzu 1 dk erken bitirirseniz : 18 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="max-width: 800px;" src="http://www.warnerblade.com/w/wp-content/uploads/fazlasu.jpg" title="Fazla su israfını nasıl önlersiniz?" alt="fazlasu Fazla su israfını nasıl önlersiniz?" /><br />1 &#8211; Sebzeleri elde değil, su dolu bir kapta yıkayın: 18 ton su tasarrufu<br />2 &#8211; Bulaşığı elde değil makinede yıkayın : 40 ton su tasarrufu<br />3 &#8211; Diş fırçalarken ve traş olurken suyu açık bırakmayın : 48 ton su tasarrufu (<b>yuh</b>!)<br />4 &#8211; Beş dakikalık duşta 60 litre su harcanır, duşunuzu 1 dk erken bitirirseniz : 18 ton su tasarrufu<br />5 &#8211; Tuvalette gereksiz yere sifon çekmezseniz : 16 ton su tasarrufu</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.koc.com.tr/UlkemIcin/fr/proje_2007.pdf">http://www.koc.com.tr/UlkemIcin/fr/proje_2007.pdf</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/fazla-su-israfini-nasil-onlersiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ya Maliyeci Kapıyı Çalarsa…</title>
		<link>http://www.samdergi.com/246/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/246/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Nov 2008 08:41:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>fatihH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=246</guid>
		<description><![CDATA[Ya Maliyeci Kapıyı Çalarsa… Sınav, iş kaygıları ikinci plana atılınca başladım rahat rahat yazmaya…. Hafta sonu uyanmışsınız, güzel bir kahvaltı, ardından ailece kahvenizi yudumlayıp öğleden sonraya nereye gidelim diye konuşurken, kimseye beklememenize rağmen zil çalmaya başladı. İçerden eşiniz, “ Beyy, maliyeceler geldi, sen bak diye telaşla bağırmaya başladı.” Eğer kiranızı bankaya yatırıyor, kira gelirinizi banka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Ya Maliyeci Kapıyı Çalarsa…</strong></em></p>
<p>Sınav, iş kaygıları ikinci plana atılınca başladım rahat rahat yazmaya….</p>
<p>Hafta sonu uyanmışsınız, güzel bir kahvaltı, ardından ailece kahvenizi yudumlayıp öğleden sonraya nereye gidelim diye konuşurken, kimseye beklememenize rağmen zil çalmaya başladı. </p>
<p><strong><em>İçerden eşiniz, “ Beyy, maliyeceler geldi, sen bak diye telaşla bağırmaya başladı.”</em></strong></p>
<p>Eğer kiranızı bankaya yatırıyor, kira gelirinizi banka aracılığı ile tahsil ediyorsanız merak etmenize gerek yok,  bu uygulama 268 Seri numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği Kapsamında yapılmaktadır. Peki tebliğin bizden beklentileri neler?</p>
<p>213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendiyle Maliye Bakanlığına, mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirme ve bu zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslarını belirleme yetkisi verilmiştir.</p>
<p>Konutlarda aylık <strong><em>her bir konut için 500YTL ve üzeri gelir elde edenler,</em></strong><br />
İşyerlerinde ise, işyerini kiraya verenler ile kiracıların herhangi bir<br />
tutarla sınırlı kalmaksızın kiraladıkları yerler için yapacakları kira tahsilatı<br />
ve ödemelerini 01.11.2008 tarihinden itibaren banka veya posta<br />
idarelerine ödeyerek buradan alacakları belgelerle tevsik etmeleri<br />
gerekmektedir.</p>
<p>Burada ki bir hususa dikkatinizi çekerim,iş yerinin kira bedeli ne olursa olsun, ister 100ytl ister 100000Ytl, bu tutarı mutlaka banka aracılığı ile tahsil edebilirsiniz yada ödeyebilirsiniz. Konutlarda ise sadece 500YTL üzerindeki kiralar, banka ve benzeri kurumlar üzerinden tahsil yada ödeme yapıldığı tevsik edilmek zorunda.</p>
<p>Bir diğer önemli husus ise, konut başına 500 YTL. Örneğin, iki tane kiracısı olan Osman Amca’ nın, bir evi 600 YTL ise, bir evi köylüsü diye 450 YTL bedelle kiraya vermiş ise, Osman Amca dan, sadece 600YTL evi ile ilgili tevsik sorulur. 450 YTL bedelle kiraya verdiği daire uygulamaya dahil olmadığı için müeyyidesi yoktur. </p>
<p>Önemli bir diğer husus ise, özellikle Mersin, Adana benzeri illerimizde uygulanan peşin kira bedelleri ile ilgilidir. Konut kirasının peşin alınması yada ödenmesi durumunda zaman önemlidir. Eğer 1.11.2008 tarihinden önce peşin alınan ya da ödenen  yıllık kiranız varsa, sizden herhangi bir tevsik istenmez, lakin 1.11.2008 ve ileri ki tarihlerde aylık 500 ytl ve üzeri tutara tekabul edecek şekilde peşin kira aldıysanız yada ödediyseniz, bu tevsiki istenir.</p>
<p>Osman Amca Büyükşehir de yaşıyor ama köyde tarlalar, çiftlikler var.. Kiminden 300, kiminden 1000 lira kira geliri var. Osman amcaya 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 156.Maddesindeki iş yeri tanımını hatırlatırım. “Ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyette işyeri;<br />
mağaza, yazıhane, idarehane, muayenehane, imalathane, şube,<br />
depo, otel, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, tarla, bağ, bahçe ve<br />
çiftlik, hayvancılık tesisleri, dalyan ve voli mahalleri, madenler, taş<br />
ocakları, inşaat şantiyeleri, vapur büfeleri gibi ticari, sınai, zırai<br />
veya mesleki bir faaliyetin icrasına tesis edilen veya bu<br />
faaliyetlerde kullanılan yerdir.” OSman amca, senin o tarlalar, çiftlikler, bağlar bahçelerde işyeri kapsamında, aman elden tahsil etme, yatırsınlar bankaya…</p>
<p>Peki Osman amcamız hafiften şekerinde etkisi ile asabilik yapıyor, dinlemiyor bizi, bizden söylemesi, cezalar ağır…..</p>
<p>Rakamlar Her Bir İşlem İçin;</p>
<p>kiracılardan birinci sınıf tüccar için her bir işleme<br />
uygulanmak üzere 1.490 YTL, serbest meslek erbabı için her bir işleme<br />
uygulanmak üzere 1.490 YTL, basit usule tabi mükellef için ise her bir<br />
işleme uygulanmak üzere 680 YTL özel usulsüzlük cezası kesilecektir.</p>
<p>Peki ben bunlardan hiçbirisiyim mi diyorsun Osman Amca,</p>
<p>O zaman tevsik edemediğin ay başına  aylık kira bedelinin %5’ i ama  mutlak suretle 320 ytl den az olamaz… </p>
<p>Osman Amca bu örneğe iyi bak sen, aylık 600 ytl aldığın kira vardıya, onu tevsik edemezsen, %5i olan 30YTL yi kira başında ödemeyeceksin, asgari tutar 320 ytl… Senin kiranın yarısı cezaya gidiyor…</p>
<p>Benden uyarması Osman Amca, karar senin… </p>
<p>Ayrıca bu uygulamadaki amaç, kira gelirlerinin beyanı, işyeri ile ilgili stopaj kesintilerinin düzenli takip edilebilmesinin sağlanması..Yarınki yazımızda Gayrimenkul Sermaye İradına değineceğiz&#8230;</p>
<p>(Tevsik, belgelemek)</p>
<p>Fatih HAYTA</p>
<p>Kriz, finansal yönetim, vergi, mali piyasalar ile ilgili her türlü sorunuzu çekinmeden sorduğunuzda itina ile hazırlanmış cevapları köşemde bulabilirsiniz.. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/246/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mutlu bir aile hayatım var</title>
		<link>http://www.samdergi.com/mutlu-bir-aile-hayatim-var/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/mutlu-bir-aile-hayatim-var/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2008 19:20:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/mutlu-bir-aile-hayatim-var</guid>
		<description><![CDATA[kendimden ve şükürsüzlüğümden utandımne super bi insandir ya bu amcam, copluklerin icinde mutluyum cok sukur diyorsonlara dogru namaz kilarken bi fotografi varmutlu bir aile hayatım var diyorhelal kazanacan, helal yaşayacan diyor10 uzerinden 10. Allah yardimcisi olsun bu amcamin ve onun 10 da biri olamayan, nimet icerisinde bogulurken vefasızlık, şükürsüzlük yapan biz insancıkların.. warnerblade Forum » [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a target="_blank" href="http://www.ntvmsnbc.com/modules/interactive/foto-roportaj/sefik/"><img style="max-width: 800px;" src="http://www.hayatipucu.com/wp-content/uploads/sefif.jpg" title="Mutlu bir aile hayatım var" alt="sefif Mutlu bir aile hayatım var" /></a></p>
<p>kendimden ve şükürsüzlüğümden utandım<br />ne super bi insandir ya <a target="_blank" href="http://www.ntvmsnbc.com/modules/interactive/foto-roportaj/sefik/">bu amcam</a>, <br />copluklerin icinde mutluyum cok sukur diyor<br />sonlara dogru namaz kilarken bi fotografi var<br />mutlu bir aile hayatım var diyor<br />helal kazanacan, helal yaşayacan diyor<br />10 uzerinden 10. <br />Allah yardimcisi olsun bu amcamin ve onun 10 da biri olamayan, <br />nimet icerisinde bogulurken vefasızlık, şükürsüzlük yapan biz insancıkların..</p>
<p class="nav-header">		<a href="http://www.warnerblade.com/f/index.php">warnerblade Forum</a> » <a href="http://www.warnerblade.com/f/viewforum.php?f=24">yaşam</a> » <a href="http://www.warnerblade.com/f/viewtopic.php?t=2650&amp;start=0&amp;postdays=0&amp;postorder=asc&amp;highlight=" class="nav-current">şükür başlığı</a>	</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/mutlu-bir-aile-hayatim-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>21.YY Siyasete Girmiş Temel Fıkralarına hoş geldiniz….</title>
		<link>http://www.samdergi.com/21yy-siyasete-girmis-temel-fikralarina-hos-geldiniz%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/21yy-siyasete-girmis-temel-fikralarina-hos-geldiniz%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 18:13:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>fatihH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=198</guid>
		<description><![CDATA[21.YY Siyasete Girmiş Temel Fıkralarına hoş geldiniz…. Söylenecek sözlerin bittiği bir yerdeyiz yine…. İlk kez gelmiyor ki başımıza, şaşıralım….. Ne yazık ki sonda olmayacak…. Öyle bir mantalite düşünün ki, üniversite öğrencisi genç kızımız evden çıkıyor, okuluna gidiyor, sınıfına girmeden başörtüsü çıkarıyor. Bizde, o genç kızımız başörtüsünü çıkarttığı için laikliği teminat altına almış oluyoruz… Hangi laikliği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><br />
21.YY Siyasete Girmiş Temel Fıkralarına hoş geldiniz….</strong></em></p>
<p>Söylenecek sözlerin bittiği bir yerdeyiz yine….</p>
<p>İlk kez gelmiyor ki başımıza, şaşıralım…..</p>
<p>Ne yazık ki sonda olmayacak….</p>
<p>Öyle bir mantalite düşünün ki, üniversite öğrencisi genç kızımız evden çıkıyor, okuluna gidiyor, sınıfına girmeden başörtüsü çıkarıyor. Bizde, o genç kızımız başörtüsünü çıkarttığı için laikliği teminat altına almış oluyoruz…<br />
Hangi laikliği teminat altına aldıklarını da keşke ifade edebilseler…</p>
<p>İleride, inşallah Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ ün dediği gibi muasır medeniyetler arasına girebilirsek,torunlarımız geçmişte dedelerimiz bunlar yapmıştı diye bizlere çok gülecek, tıpkı şuanda batılı devletlerin bizlere güldüğü gibi…</p>
<p>Zaman zaman yazdığım yazıları okuyan arkadaşlar iyi bilirler, terminolojik bilgilere sıklıkla yer veririm… Laiklik anayasamızda din ve devlet işlerinin ayrımını yaptığı kadar, bütün vatandaşlarında din ve vicdan hürriyetini teminat altına alır. Yine Anayasamızın 10. maddesinde herkesin kanunlar önünde E</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/21yy-siyasete-girmis-temel-fikralarina-hos-geldiniz%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Misvak ve ağız sağlığı</title>
		<link>http://www.samdergi.com/misvak-ve-agiz-sagligi/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/misvak-ve-agiz-sagligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 May 2008 06:48:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Bakay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Misvak]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=191</guid>
		<description><![CDATA[Makaleleri tekrar gozden gecirdim, biraz ozetlemeye calisayim ins. Dis hekimliginde antibakteriyel adde olarak CHX diye bi kimyasal kullaniriz. Arastirmalara gore, CHX plagi %50-55 azaltma ozelligine sahip. Ayni zamanda dis eti iltahabi baslangiclarini da % 45 civarinda onleyebiliyor. Makalelerden birinde CHX i misvakla kiyaslamislar. Daha dogrusu misvak ozu ile.. %50 misvak ozu %0,2 CHX ile ayni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Makaleleri tekrar gozden gecirdim, biraz ozetlemeye calisayim ins.</p>
<p>Dis hekimliginde antibakteriyel adde olarak CHX diye bi kimyasal kullaniriz. Arastirmalara gore, CHX plagi %50-55 azaltma ozelligine sahip. Ayni zamanda dis eti iltahabi baslangiclarini da % 45 civarinda onleyebiliyor.<br />
Makalelerden birinde CHX i misvakla kiyaslamislar. Daha dogrusu misvak ozu ile.. %50 misvak ozu %0,2 CHX ile ayni gorevi gordugu belirtiliyor. Hatta misvakin CHX den daha fazla plak tabakasi temizledigi saptanmis. Misvakin en onemli ozelligi antibakteriyel olmasi. Yani agizdaki bicok bakteri cesidine karsi etkili. Etkisiz hale gelen bakteriler arasinda curuk, enfeksiyon olusumunda etkili olanlar yani sira mantarlar da var. CHX de antibakteriyel bi maddedir.<br />
Misvaki CHX den farkli kilan yanetkisiz olusudur. CHX uzun sure kullanildiginda tat alma gibi duyu kaybina, kahverengi lekelere, pullanmaya ve hatta alerjiye neden olabiliyor. Misvak ise yan etkisiz olarak biliniyor.<br />
Misvak ile dis fircasinin kiyaslandigi arastirmalarda yine plak azaltici ve bakterileri etkisiz hale getirici ozelliklerine bakilmis. misvak, misvak ozu ve dis fircasinin kiyaslaslandigi bi deneyde.. 3 kontrol grubundan en cok misvakin antibakteriyel ozelligi oldugu gorulmus. Dis fircasi ile kiyasla misvak daha fazla antibakteriyel etki gostermis.arastirmada misvak bakterilerin % 90 ini yok etmis. (bu cok ciddi bi rakam)</p>
<p>Misvakin sekli, yapisi, kalinligi yada ozu ile kendi arasindaki farklar, etkileri arastiriliyormus.</p>
<p>Makaleleri okurken makalelerde bulamadigim ama arastirmaya deger buldugum bi oktaya dikkat cekmek istiyorum.</p>
<p>Misvak ile dis fircasi kullanim sekilleri arasindaki farklar. Gunumuzde bile bircok insan icin gunde 1 kez bile olsa lavabonun karsisina gecip dislerini fircalamak kulfet gibi gelebiliyor. Dis fircalamanin aliskanlik haline geldigi insanlarda ise, fircalamanin belli vakitleri oluyor, ya aksam yatarken yada sabah kalkinca, daha iyi bi ihtimalde herikisi de. En iyi ihtimal olarak da aksam yemeginden sonrasini ekleyelim. Gunluk ugraslari arasinda bircok insan dislerini fircalamayi dusunmez, buna gerek bile duymaz. Okulun yada ofisin lavabosunda dis fircalayanlara pek rastlanmaz..<br />
Ama misvak kullanimi oyle degildir. Yaninda tasinmasi pratik bi arac oldugu icin, aliskanlik haline getirmis insanlarin ceplerinde yada cantalarinda durur. Akillarina geldiginde, belki de her firsatta cikartip kullanirlar. Yani bana gore, antibakteriyel, antimictobiyal etkisi soyle dursun, sadece misvak in kullanilis sekli bile plak olusumunu onlemek acisindan dis fircasindan daha etkilidir.<br />
Buyrun size misvak uzerine yeni bir arastirma konusu, hemde cok kolay uygulanabilecek bi arastirma <img src="http://www.warnerblade.com/f/images/smiles/b%20%2813%29.gif" border="0" alt="b%20%2813%29 Misvak ve ağız sağlığı"  title="Misvak ve ağız sağlığı" /> Ben bi literatur arastirmasi yapayim bakalim bu durumu arastiran olmus mu daha once..  <img src="http://www.warnerblade.com/f/images/smiles/b%20%2813%29.gif" border="0" alt="b%20%2813%29 Misvak ve ağız sağlığı"  title="Misvak ve ağız sağlığı" /><br />
Arastirmaya acik bi baska konu da firca ile misvak arasindaki ergonomik yapi. misvakla firca ile ulasabildigimiz yerlere ulasabiliyormuyuz, yeterli mekanik temizlik saglayabiliyormuyuz. v.s. v.s.</p>
<blockquote>
<h6>administrator demiş ki:</h6>
<p>geçen colgate aldım.. misvak özü var.. onu benim misvağa sıkıp kullanabilir miyim</p></blockquote>
<p>bu mesaji gormemisim ben, kusuruma bakmayin. misvak ozlu colgate i misvak uzerinde kullanmanin nasil bir getirisi yada goturusu olur bilemem. Ama nacizane fikrime gore gereksiz. Dis macunlarinin icerisinde dis minesini zedeleyen tanecikler var, misvak zaten kendi capinda antibakteriyel islev goruyor. macun gereksiz olur gibime geliyor. bu da benim fikrim tabi. Macundan ziyade misvaki kullanim sekli onemli bence. butun dislerin butun yuzeylerinin(5) temizlenmesine dikkat edilmeli. Ve de frekansi tabi, plak olusumunu minimuma indirgemek adina..</p>
<p>- <em>Lale</em></p>
<p class="nav-header"><a href="http://www.warnerblade.com/f/index.php">warnerblade Forum</a> » <a href="http://www.warnerblade.com/f/viewforum.php?f=24">yaşam</a> » <a class="nav-current" href="http://www.warnerblade.com/f/viewtopic.php?t=2330&amp;start=60&amp;postdays=0&amp;postorder=asc&amp;highlight=">Agiz ve Dis sagligi.</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/misvak-ve-agiz-sagligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Unutma ve türevlerine dair</title>
		<link>http://www.samdergi.com/unutma-ve-turevlerine-dair/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/unutma-ve-turevlerine-dair/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 15:12:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Bakay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=189</guid>
		<description><![CDATA[unutmak, hatırlamak, anımsamak, unutamamak unutkanlık değil kastım, o şu başlıkta incelenmiş anladığım kadarıyla http://www.warnerblade.com/f/viewtopıc.php?t=2370 kişileri, olayları, yapacaklarını unutmaktan çok fiil olarak unutmanın hayatımızda nereyi işgal ettiği işgal edişinden memnuniyetimiz/memnuniyetsizliğimiz farkında olmadan unutup gittiklerimiz dahası iste birkaç gündür zihnimi işgal ediyor unutma eylemi, latife tekin in unutma bahçesi ziyaretime geliyor. nedir diyorum insanın unutmayla alıp veremediği. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>unutmak, hatırlamak, anımsamak, unutamamak</p>
<p>unutkanlık değil kastım, o şu başlıkta incelenmiş anladığım kadarıyla</p>
<p>http://www.warnerblade.com/f/viewtopıc.php?t=2370</p>
<p>kişileri, olayları, yapacaklarını unutmaktan çok fiil olarak unutmanın hayatımızda nereyi işgal ettiği<br />
işgal edişinden memnuniyetimiz/memnuniyetsizliğimiz<br />
farkında olmadan unutup gittiklerimiz</p>
<p>dahası iste</p>
<p><a href="http://imageshack.us/" target="_self"><img src="http://img220.imageshack.us/img220/75/bahceunutmabeniyb2.jpg" border="0" alt="bahceunutmabeniyb2 Unutma ve türevlerine dair "  title="Unutma ve türevlerine dair " /></a></p>
<p>birkaç gündür zihnimi işgal ediyor unutma eylemi, latife tekin in unutma bahçesi ziyaretime geliyor.<br />
nedir diyorum insanın unutmayla alıp veremediği. benim alıp veremediğim ne dahası?<br />
unutarak hayatın üstüme üstüme yürüyen yanlarından saklandığımı farkediyorum, unutusun nasıl bir nimet olduğunu.<br />
geriye dönüp de yaptığı hatalarla cedelleşerek ileriye adım atamıyor insan, unutuyor bir yerden sonra.<br />
geride kalanlara el sallarken önündekileri yıkıp geçebilir, unutuyor yüreğinde izi kalanları.<br />
geçmiş güzel günler, yaş ilerledikçe daha bir candan hey gıdı denen günleri anarak geçmiyor zaman, güzel, acı ne varsa geçmişte unutarak yürüyebiliyorum ancak.<br />
&#8216;unutmalarda gizleniyorum&#8217;&#8230;</p>
<p>bir de ne göreyim, daha kimler kimler saklanmış aynı unutma bahçesine. önce latife tekin le karşılaşıyorum. unutarak yaşayabilmek için bir bahçe kurmuş, unutamamanın verdiği acıyı geride bırakarak unuttuklarından bir hayat inşa etmek için toplamış romanın kahramanlarını bahçeye.</p>
<p>bahçeden bir &#8216;unutma beni&#8217; çiçeği koparıp köklüyorum, sadık yalsızucanlar in minik öğrencisi hatice yı &#8220;anımsıyorum&#8221; yakaza romanından.<br />
o da ne karşımda sezen aksü. beni unutma diyor yıllar öncesinden gelen sesiyle, bilirsin unutulmak dokunur ya her insana.<br />
unutulmak bir yok oluş olduğu için insan kabullenemiyor belki. bir insanın zihninden kalbinden silinip gitmek, biryerlerde varlığından vazgeçmek ağır olan. yine bir varlık kaygısı, var olma çabası&#8230;hangi şairdi ölümden yana korkum yok, tek korkum unutulmak diyen?</p>
<p>beni unutma diye seslenen başkalarını &#8220;hatırlıyorum&#8221; o zaman, esmeray miydi sevdiğinin boğazında bir hıçkırık olarak hatırlanmak isteyen sitem dolu şarkıyı söyleyen? unutma beni, unutama beni<br />
bir de sevdikleri tarafından unutulmak isteyenler var. sobeliyorlar bizi unutma bahçesinde. tarkan dan geliyor önce<br />
unut unut beni yüzüm yaralar seni alışamazsın<br />
ortaokul yıllarıydı sanırım, can acıtacak duygusal şarkılar yapardı arada tarkan.<br />
gerçekçi bir bakış açısına sahip candan erçetin. fani dünyanın fani sevgilerinde beka iddia etmenin anlamsızlığına dikkat çekiyor,<br />
unut sevme beni, bu aşkın sonu<br />
ne yazık ki hicran gözyaşı dolu.<br />
nasıl olsa sonu gelmeyecek mi</p>
<p>her güzel şey gibi bitmeyecek mi<br />
fanı dünyanın fenalığına insan unutarak katlanıyor demek.<br />
sevdiğinin gittiği yerde unuttuğu emre aydını da ben sobeledim, bahçenin bir köşesinde unutulmuş gitmişti.</p>
<p>bir de sitem eden biri vardı adını &#8220;unuttuğum&#8221;, unuttun beni zalim diyordu, hatta arabesk versiyonlu bir tekerleme bile vardı unutulmaya dair. unutma unutulanlar &#8230;</p>
<p>unutmak şifa, unutmak deva çoğu zaman. fenalıklarda kaybolup gitmemenin çaresi.<br />
unutmadan untuma bahçesinin beni vuran cümlesiydi : &#8220;unutacağımız hıçbir şey kalmayana dek her şeyi unutabilsek tanrıyla karşılaşacağız ama oraya kadar unutmayı beceremiyoruz bir türlü&#8221;</p>
<blockquote><p>bir de bu var:</p>
<p>&#8221;Unuttuğu için mı delirir insan, unutamadığı için mi? Bir daha asla geri dönemeyeceğiz; bir daha asla cennet bahçesine dönemeyeceğiz, masumiyete dönemeyeceğiz, Auschwitz öncesine, Hiroşıma öncesine dönmeyeceğiz, Vietnam öncesine, Cezayir, Filistin, Irak öncesine dönemeyeceğiz&#8230;</p>
<p>Maraş öncesine, 1 Mayış &#8217;77 öncesine, 12 Eylül öncesine, Sivas öncesine, &#8220;hayata dönüş operasyonu&#8221; öncesine dönmeyeceğiz!</p>
<p>Hepimize dışkı yedirilmemiş gibi, makadımıza çöp sokulmamış gibi, kolumuzu iş makinesi koparmamış gibi yapamayız;</p>
<p>kurşuna dizilmemişiz gibi, işkence görmemişiz gibi, gece başkınlarında götürülmüş ve bir daha geri dönmemişiz gibi yapamayız.</p>
<p>Çocukluğumuza tecavüz edilmemiş gibi, aşklarımız ve inançlarımız elimizden sökülp alınmamış gibi, töre cinayetlerinde öldürülmemiş, bilmem kaç kez çığlık çığlığa uyanmamışız gibi duvara&#8230;</p>
<p>unutamayız&#8230;</p>
<p>televizyon karşısına geçip, sersem sersem gülp oynayanları aynı şevk ve heyecanla seyredemeyiz hıçbir şey olmamış gibi&#8230;&#8221;</p>
<p>Işık Ergüden</p>
<p>&#8220;Hiçbir </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/unutma-ve-turevlerine-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazık Oldu&#8230;</title>
		<link>http://www.samdergi.com/yazik-oldu/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/yazik-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Mar 2008 11:55:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>fatihH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ecoprof]]></category>
		<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[Yazık oldu, hemde çok yazık….   Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk ün 1932 de kurduğu Türk Dil Kurumunun Genel Türkçe Sözlüğünde geçen bazı kelimelerin anlamını vererek yazıma başlamak istiyorum…..   Sosyalist:  toplumcu Toplum:  Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet…   Halkçı:     Halkın yararı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazık oldu, hemde çok yazık….</strong><br />
 <br />
Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk ün 1932 de kurduğu Türk Dil Kurumunun Genel Türkçe Sözlüğünde geçen bazı kelimelerin anlamını vererek yazıma başlamak istiyorum…..<br />
 <br />
<strong>Sosyalist</strong>:  toplumcu<br />
<strong>Toplum</strong>:  Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet…<br />
<strong> <br />
Halkçı</strong>:     Halkın yararı için uğraşan kimse, popülist.<br />
 <br />
<strong>Demokrat:</strong>     Demokrasi yanlısı.<br />
 <br />
<strong>Demokrasi:</strong>     Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi, el erki, demokratlık.<br />
 <br />
<strong>Laiklik</strong>: hukuk  Laik olma durumu, laisizm.  Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması, laisizm:<br />
 <br />
<strong>Özgürlük</strong>:    Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî:<br />
 <br />
Aslında bu kelimelerle başlamak yorumu bile yersiz bırakıyor…. Öyle bir ülke düşünün ki,  bir parti seçimlerde halkın %34,9 unun oyunu alıyor. Aradan geçen yaklaşık 5 yıl sonraki seçimlerde de halkın %46,58 inin oyunu alıyor…  5 yılda oyunu 5,5 milyon kişi arttırarak, halkın teveccühünü kazanıyor.<br />
 <br />
 <br />
Sonra birisi çıkıp  34 milyon seçmenin 16 milyonundan fazlasının oyunu alan bir parti için &#8220;Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği&#8221; ni söylüyor… Ne kadar 21.yy içine girmiş olsak da, ne kadar AB kapısına kadar dayanmış olsak da, bu ancak Muz Cumhuriyetinde olur dostlar…. Terminolojik olarak inceleyecek olursak,<br />
Laiklik kavramı devlet ve din işlerinin ayrılığını,  din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olmasını ifade eder. Din ve vicdan özgürlüğü ifadesinde geçen özgürlük kavramını açmak gerekirse, özgürlük herhangi bir kısıtlamaya zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme,davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumunu ifade eder. Yani laiklik, devletin bireylerinin inançlarını özgürce yaşayabilmesini garanti altına alır…<br />
 <br />
İddianamenin detaylarını şuan itibariyle bilemiyoruz tabi ki, yalnız bugüne kadar kamuoyuna yansıyan hadiselerden ötürü tahminlerimizde yok değil… Bazı milletvekillerinin Türban ile ilgili söylemleri, Cumhurbaşkanı seçim sürecinde yaşananlar, bazı siyasal kadrolaşma diye adlandırılan oysaki her siyasi dönemde yaşanan kadrolaşmalar….<br />
 <br />
Demokratik toplumlarda insanlar görüşlerini rahatça ifade edebilmeleri gerekir. Nereye kadar ifade edebilirler?, başkalarının yasal haklarını kısıtlayana kadar…Milletin seçtiği bir kişi, milletle buluşmasında kamusal alanlarda da başörtüsü serbest olmalıdır demesi onun demokratik hakkıdır. Hele ki bu kişi 16 milyon kişinin görüşünü yansıtıyorsa, bu sözü istediği ortamda dillendirebilir, demokrasiye inanıyorsanız, demokrasinin gereği budur… İşinize gelse de, gelmese de budur…<br />
 <br />
Türban ile ilgili söylemlere gelince insanları izlerken güleyim mi ağlayım mı bilemiyorum. Bir kadın düşünün, başı açık, bugün saçı kısa yarın uzun, bugün uzun, yarın kısa, bugün siyah, yarın sarı, bugün fönlü, yarın dalgalı…. Eskiden kadınlarımızın saçı kısaydı, siyahtı, şimdi sarı diye kimin buna müdahale hakkı var söyler misiniz? Başı açık bir kadının saç modeline kim karışabilir? Siz, hangi cesaretle, kendinizi ne sanarak, insanların baş bağlama şekline göre örtünenleri kategorize edebiliyorsunuz…  Ne cüretle insanların dini inançları gereği taktıkları başörtüsü/türbana,  siyasal bir simge diyebiliyorsunuz.  Bu ülkede dini konularla ilgili yetkili tek merci Diyanet İşleri Yüksek kuruludur ve bu kurul çok açık ve net bir şekilde kadının saç telinin başka erkeklere mahrem olduğunu ifade etmektedir. Bunu bile bile, sadece inançları gereği başını kapatanlara, siyasal simge olarak başınızı kapatıyorsunuz demek,  bırakın çağdaşlığı, yobazlığın en uç örneğidir…<br />
 <br />
Okullarda türban serbest olmalı mı olmamalı mı, bunları tartışmak başta kadın erkek eşitliğine aykırıdır…  Aynı görüşlere sahip erkek öğrenciler okula son derece rahat bir şekilde girerken, kızlarımız başı kapalı olduğu için giremiyorlar. Önemli olan insanların dış görünüşü değildir, insanların düşünceleridir. Böyle bir filtreleme son derece çağdışı olmasıyla birlikte insanların özgürlüğüne yapılan bir müdahale ve hatta laikliğe de aykırıdır. Özgürlük ve laiklik tanımlarını yukarıda birkaç kez  vermiştim, tereddüt edenler tekrardan bakabilirler…<br />
 <br />
Yıllar önce Mehmet Barlas ifade etmişti, bazı insanlar toplum mühendisliğine yöneliyorlar diye, bugünde yaşamış olduğumuz şey bunun bir benzeri… Birileri çıkıp diyorlar ki bizler sizi çağdaşlaştıracağız, özgürleştireceğiz, özgür kadın kapanır mı gibi ifadeler kullanıyorlar…<br />
 <br />
Demokrasiye inanıyorsanız eğer bir insanın çağdaş olmaya mecburiyeti olmadığını, sizin kimseyi zorla çağdaşlaştıramayacağınızı da bilmeniz gerekir. Kaldı ki bazılarının çağdışı olarak yorumladığı davranışlar, giyim kuşamlarda son derece çağdaştır. Çağdaşlık kavramı son derece subjektif bir kavramdır. Yani, Size göre çağdaş olan bana göre olmayabilir. Bu nedenle toplumda genel kabul gören uygulamalara çağdışı diyebilmek kimsenin haddi de değildir.<br />
 <br />
Türkiye demokratikleşme sürecinde ilerlerken ne yazık ki bu süreci birkaç kez daha gördü.. Bu süreçler bize neler getirdi, neler götürdü iyi tartmamız lazım. Dünya kamuoyuna böyle bir olayla ilgili flaş haber olarak düşmek her Türk vatandaşının utanması gereken bir durumdur. Çünkü Avrupa da en son 1954 yılında Almanya Komünist partisi kapatılmıştır. Oysaki ülkemizde bu süre zarfında 30 parti kapatılmıştır. Her partin kapatılışında siyası yasaksızlar çıkmış ve başka bir isimle bu partiler devam etmiştir. Örneğin, Fazilet partisinin kapatılma sebebi de laiklik dışı faaliyetlerin odak noktası olmasıdır,aynısı yani… Sonrasında yasaksızlar Saadet Partisini kurmuştur.<br />
 <br />
Sonuç olarak laiklik dışı faaliyetlerden kasıt inançları gereği bazı kişilerin öğrenme hakkının elinden alınması ise bu partileri kapatmak da haklısınız, ama türbana izin veriyor diye bir siyasi partiyi odak görerek kapatabilmeniz, hukukun bu konudaki eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Odak olabilmek için, bu partiyi yöneten idarecilerinin bu niteliklerde olması gerekir, laiklik dışı eylemlerde bulunmaları gerekir. Laiklik dışı faaliyetleri tanımlamak için laikliğin tanımı çok objektif bir şekilde tanımlanmalıdır. Ne yazık ki Bu kadar önemli bir hususun çevresi yasalarımızda yeterince çizilemediğinden dolayı tamamen savcıların insiyatifine kalmıştır.<br />
 <br />
Buraya kadar olayları bir açıdan ele aldık… Diğer önemli ve bir o kadar acı husus ise, ülkemizde siyasetin son derece küçük hesaplarla yapıldığının kanıtıdır.Bazı söylemler partilerin adının bile hakkının verilemediğini göstermiştir.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
Demokrat olmak, halkın egemenliğine inanmaktır.<br />
 <br />
Cumhuriyetçilik: Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimine inanmak….<br />
 <br />
Halkçı: Halkın yararı için uğraşan kimse..<br />
 <br />
Parti kapatmak gibi çağdışı bir uygulamayı, sırf kendi hedeflerine göre değerlendiren ve yapılması gereken olarak göre partinin adı Cumhuriyetçi Halk Partisi… Bu davranışlarla bu ismi taşımaya hakkı var mı bu partinin… İki gün sonra oy isterken, milletin egemenliğine yapılan müdahaleleri kabullenmiş bir parti olarak mı çıkacaklar seçmenlerinin karşısına…<br />
 <br />
 <br />
 <br />
Bu belirsiz süreçler maddi, manevi bizlere zarar vermekte… Pazartesi sabah uyandığımızda kurlar yukarda, borsa aşağıda… Sıcak para çıkışı hızlanmış, yatırımcılar tedirgin uyanacağız.. Makro anlamda kim bilir ne kadar sıkıntılarını çekeceğiz, iç dinamikler kırılganlıklarımızı arttıracak,faiz,enflasyon yükselecek, uzun dönemde işsizliğe etkisi olumsuz olacak… Hem de ne uğruna biliyor musunuz, yasal olarak çerçevelenmemiş, kişilerin insiyatifine kalan uygulamalar yüzünden…..<br />
 <br />
Bu ülke için gerektiğinde canını göz kırpmadan verebilecek birisi olarak, sorumlu kişiler tarafından gerek iç dinamiklerin bozulması, gerekse uluslar arası alanda yaşadığımız itibar kaybı ile oldukça üzgün konumdayım. Yazımı çok detaylara girmeden, bazı kavramların karşılıklarını vererek, duygularımı yükleyerek yazdığım için, hatalarımın affını dilerim…<br />
 <br />
Yazık oldu, hem de çok yazık…<br />
 <br />
 <br />
Yazımın sonlarına geldiğim zaman,  kapatma davasının komik gerekçeleri de kulislerde konuşulmaya başlandı…<br />
 <br />
Başbakanımızın başörtüsü ulemaya sorulsun demesi; ulema yine TDK na göre, bilgin demektir. Laikliğe aykırı mı?<br />
 <br />
Hac dönemi billboardlardaki bikinili kadın resimlerinin kaldırılması; Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz denirdi, bu kadar saygısız, bu kadar hoş görüsüz mü olduk… Dini vazifeleri için havaalanına giden insanlara bikinili kadın izletmek mi çağdaşlık oldu… Kaldı ki hac yolculukları havaalanlarının ayrı terminallerinden yapılır. Yani o dönem ordan normal yolcu geçişi bile olmaz. İnanan insanlara saygı gösterebilmek bu kadar mı zor?<br />
 <br />
Bülent Arınç&#8217; ın &#8220;Ben laikliğe inanmıyorum, en azından bizdeki uygulanış biçimine&#8221; sözleri de iddianame de yer almış.  Uygulanışına ne yazık ki bende inanmıyorum, ya başta verdiğim tanımını değiştirin yada uygulamaları…Aradaki uyumsuzluğu kim açıklayabilir ki…. Subjektif yorumlar olduğu müddetçe Bülent Arınç bu ifadesinde tabi ki haklı olacaktır…<br />
 Bunun dışında birkaç fevri hadise daha var, bunlarla ilgili de parti disiplin kurulu çalıştırılmış gerekli cezalar verilmiş hatta partinin bunları tasvip etmediği kamuoyuna duyurulmuştur.<br />
Son olarak Yüce Önderin dediği gibi, Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir&#8230;.. İnşallah göreceğiz o günleri dostlar&#8230; <br />
(Tüm kavram anlamları, Türk Dil kurumunun Genel Türkçe Sözlüğündeki birinci anlamlardır.)<br />
(gecenin ilerleyen saatlerinde yazılmış bir yazı olduğu için,ufak tefek imla ve anlam hatalarımın affını istirham ediyorum)<br />
 </p>
<p>&#8211;<br />
Saygılarımla<br />
fth hyt</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/yazik-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hidâyet, İnâyet, Kerâmet ve &#8220;Kapıdaki&#8221;&#8230;</title>
		<link>http://www.samdergi.com/hidayet-inayet-keramet-ve-kapidaki/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/hidayet-inayet-keramet-ve-kapidaki/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Mar 2008 08:06:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmed fethi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=181</guid>
		<description><![CDATA[Nizamiyedeki kalbi yanığa gel daveti belli ki içeriden gelmişti de kapıdan içeri girmesi sorgusuz suâlsiz oluvermişti. &#8220;İkrâm-ı ilâhi tarafından omuzuna yüklenen&#8221; onca mes&#8217;uliyetin şuurunda olması gereken birisi kalb yelkenlisini firakın engin, dalgalı denizlerine salar da İman Tulumbacısı&#8216;nın zaman-ı hazırdaki mümessili olan “Efendim”i “üstüste karanlıkların birbirine perde olduğu o denizin karanlığı”na doğru ilerleyen serkeşin kalb yangınına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="left">
<p align="justify">Nizamiyedeki kalbi yanığa gel daveti belli ki içeriden gelmişti de kapıdan içeri girmesi sorgusuz suâlsiz oluvermişti. <em>&#8220;İkrâm-ı ilâhi tarafından omuzuna yüklenen&#8221; </em>onca mes&#8217;uliyetin şuurunda olması gereken birisi kalb yelkenlisini firakın engin, dalgalı denizlerine salar da <strong>İman Tulumbacısı</strong>&#8216;nın zaman-ı hazırdaki mümessili olan <strong>“Efendim”</strong>i <em>“üstüste karanlıkların birbirine perde olduğu o denizin karanlığı”</em>na doğru ilerleyen serkeşin kalb yangınına bigâne kalır mıydı? Hem <em>“Muhabbet Fedâisi”</em>nin kalbine hakikî manasıyla giren muhabbet; <em>“isyan deryasına yelken açmışım, kenara çıkmaya koymuyor beni..!”</em> feryadıyla gelen kişi bir seyyie-yi mücessem de olsa ona karşı adaveti kalb komşusu kabul edemez de onu acımak suretine inkılab ettirmez miydi? Belli ki <em>“lütufla ıslahına çalışacak”</em>tı&#8230; Buna mukabil kapıdaki de; keşke zaman zaman O&#8217;nu tahattur ederek diline doladığı <em>“Benim Efendim”</em> hitabına kalben de riayet edebilse, &#8220;Necip Fâzıl&#8221;âne ifadesiyle Efendi&#8217;sinin bir nefhasıyla tüm bendlerini yıkabilseydi&#8230;</p>
</div>
<p><span id="more-181"></span></p>
<p align="left">
<p align="justify">Heyhât&#8230; O beldede daha kapıdan hissedilen öyle ümid-bahş bir hava vardı ki, o kapıya gelme lütfuyla serfiraz kılınmış âciz, tüm  vefasızlığına rağmen kendisini naz makamlarına atıp <em>“dostlara ülfet yağdı, bize iltifat yok mu?”</em> vadilerinde dolaşacak cür&#8217;eti kendinde hissedebiliyordu. Bilmem ki az ötedeki <em>“Yoksa bende senin lütfuna isti&#8217;dad yok mu?”</em> serzenişine neden geçemezdi bir türlü? Halbuki hakiki hayat olan uhrevî hayatı adına korkmaktan öte titremesi gereken böyle vahim bir hâlet-i kalbiyede dahi,<em> </em></p>
<p align="justify"><em>“Dâd-ı Hakk nâ kabiliyet şart nîst”</em></p>
<p align="justify">sözünü hatırına getirenin, hissini<em>  </em></p>
<p align="justify"><em>“Müstaid kıl lütfuna yoğusa isti&#8217;dadım  </em></p>
<p align="justify"><em>Sana zorluk mu var Ey </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/hidayet-inayet-keramet-ve-kapidaki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>On Adımlık Mutluluğun Ardından&#8230;</title>
		<link>http://www.samdergi.com/on-adimlik-mutlulugun-ardindan/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/on-adimlik-mutlulugun-ardindan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2008 10:59:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbahar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[25]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>25 </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/on-adimlik-mutlulugun-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüreğime Dair</title>
		<link>http://www.samdergi.com/yuregime-dair/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/yuregime-dair/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Feb 2008 09:39:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbahar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[Tarifi imkânsız bir sızı var içimde… Sebepsiz… Bakma sebepsiz dediğime… Vardır elbet bir sebebi dile vuramıyorum. Seni bulduğum gün yitirmiştim ben. Sen yitirilmeye mahkûmdun, bense yitirmeye… Yüreğimde taşıdıklarımı bilebilseydin… Ya da biraz olsun beni anlayabilseydin… Anladığını sanmıştım. Yanılmışım. Sana değil sitemim kendime… Ne bilmene izin verdim yüreğimde sakladıklarımı ne de anlamana… Senden kaçmaya çabaladıkça daha çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarifi imkânsız bir sızı var içimde… Sebepsiz… Bakma sebepsiz dediğime… Vardır elbet bir sebebi dile vuramıyorum. Seni bulduğum gün yitirmiştim ben. Sen yitirilmeye mahkûmdun, bense yitirmeye… Yüreğimde taşıdıklarımı bilebilseydin… Ya da biraz olsun beni anlayabilseydin… Anladığını sanmıştım. Yanılmışım. Sana değil sitemim kendime… Ne bilmene izin verdim yüreğimde sakladıklarımı ne de anlamana… Senden kaçmaya çabaladıkça daha çok yaklaştım sana. Nedendir bilmiyorum. Aslında yaşadıklarıma dair hiç bir şey bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var ki o da farkında olmadan girdiğim bu yolda, kendimi bulduğumda artık çok geçti. Bu hayat yolculuğunda ihtiyacım olan öyle çok latifeyi yitirmiştim ki… Ve sana öylesine bağlanmıştı ki bu küçücük yüreğim…<br />
 </p>
<p>Gecenin zifiri karanlığında, yalnızlığımı paylaştığım odamda yüreğimde kopan fırtınaları dinliyorum şimdi. Duygularımı dillendirmeye takat getiremediğim zamanlarda gözyaşlarım tercüman oluyor yüreğimde taşıdıklarıma. Omuzlarımda yaptığım yanlış(lar)ın ağırlığı… Yüreğimin bir yanı pişmanlıkla kavrulurken, bir yanındaysa hasret rüzgârları esiyor.  Ağlayarak sabahı karşıladığım gecelerde çoğu kez sebebini bilemiyorum gözyaşlarımın. Uykularım benden gideli çok olmuş… Gece vakti yıldızlara bekçilik ederken ruhumda mı yoksa yüreğimde mi bilemediğim bir kördüğümü çözmeye çalışmakla geçiyor zaman…<br />
 </p>
<p>Teselli aramak için sarıldığım kitaplar ümit verse ve ben <em>“Hayır Allah’ın murad ettiğindedir”</em> diye fısıldasam da yüreğimin kulağına… Hissiyat işte… Söz dinlemiyor bir türlü… Ve ben de Efendimiz gibi <em>“Kalp hüzünlenir, göz yaşarır”</em> diyorum gözümdeki yaşlara mazeret ararcasına, kalbimin hüznünün sebebini bilemeden… Belki biliyorum da dillendirmek zor geliyor yüreğime…<br />
 </p>
<p>Yüreğim alışkın gurbetlere… Daha küçücük yaşlarda ayrılıklar, hüzünler yaşamış. Zaten asıl vatanından ayrı kalmak suretiyle gurbette olan yüreğim, bu fani alemde de mecazi gurbetlerle yanmış yıllardır. Sen bunu hiç bilmedin. Ben biliyordum tüm sevdiklerim gibi seni de yitireceğimi… Korkuyorum şimdi diğer sevdiklerimi de yitirmekten. Ama kader değişir mi ki? Rabbim yavaş yavaş alıyor hepsini… Ama biliyor musun hamd ediyorum halime… Ya herkesi alıp,  bir başıma bıraksa beni… Aslında biliyorum yalnız değilim O hep var. Ve belki de ben O ndan başka dostlar, sevgililer aramakla <em>“Allah tan başka dost arayanların durumu kendisine ev yapan örümceğe benzer. Örümceğin evi, evlerin en çürüğüdür- eğer bilmiş olsalardı” </em> ayetinde bahsedilen insanların durumuna düşüyorum. Zira düşünüyorum da yüreğim <em>“Allah tan ötürü sevmek”</em> nedir bilmiyor. Rabbimin elbet bir muradı var benden ve ben o muradı anlayabileceğim günü bekliyorum şimdi idrakten yoksun havsalamla… O gün mahşer günü olsa da… <br />
 </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/yuregime-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmam Hatipli Milyoner</title>
		<link>http://www.samdergi.com/imam-hatipli-milyoner/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/imam-hatipli-milyoner/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jan 2008 21:41:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Bakay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[Kaç zamandır medyanın fasonluklarını derleyeyim sonra unutuyorum diyordum, buradan başlayayım, başlayalım. Efendim, Posta adlı gazete sözde &#8220;çok gizli&#8221; yakın dostlarından öğrendikleri bilgiye dayanarak yılbaşı piyango ikramiyesini (tarih de verelim: 2007) kazanan 4 kişiden birinin imam-hatipli olduğunu iddia etmişti. Bu tamamen uydurma, sallama ve sıkmasyon sözde haber o kadar ciddiye alındı ki, başta Hürriyet olmak üzere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaç zamandır medyanın fasonluklarını derleyeyim sonra unutuyorum diyordum, buradan başlayayım, başlayalım. Efendim, Posta adlı gazete sözde &#8220;çok gizli&#8221; yakın dostlarından öğrendikleri bilgiye dayanarak yılbaşı piyango ikramiyesini (tarih de verelim: 2007) kazanan 4 kişiden birinin imam-hatipli olduğunu iddia etmişti. Bu tamamen uydurma, sallama ve sıkmasyon sözde haber o kadar ciddiye alındı ki, başta Hürriyet olmak üzere tüm medyam büyük bir iştahla atıldı, nasiplendi, köşe yazılarını süsledi, akşam bültenlerine konu oldu, mizah dergilerine kadar ulaştı.</p>
<p>Hatta, durun, beraber bakalım, ne tür bir halt yemiş bu hayalet imam-hatipli:</p>
<p>Ha, bu arada unutturmayayım, bu kurgu/senaryo Erdoğan Aktaş (kendisi yazar oluyor, bir de Star TV&#8217;de önemli bir şey çok yükseklerde öyle böyle değil) Beyefendi&#8217;dir..</p>
<p>Aktaş neler yazmış.. bakalım.</p>
<p>Önce, bu olay için &#8220;bir gazeteci olarak karşılaştığım en çarpıcı öykü.&#8221; demiş. O derece ciddi yani. İkramiye kazanan olmayan imam hatip öğrencisi bu derece içler yakan, yürek burkan, insanlık dramına sebep olmakta.</p>
<p>Devam ediyoruz. &#8230;olayın kahramanı ile bir kez temas kurabildik, ardından bir daha kendisine ulaşamadık. Çünkü çok ciddi korkuları vardı. Evet. Aktaş, bu şahsı tanıdığını, temas kurduğunu söylemiş. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/imam-hatipli-milyoner/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nerde benim eski Ankara&#8217;m</title>
		<link>http://www.samdergi.com/nerde-benim-eski-ankaram/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/nerde-benim-eski-ankaram/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Nov 2007 20:51:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Bakay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[Bir akşam üstü yorgunluğunda yalnızlığın tarifini yapmak… Hem de Ankara’da,karaların ülkesinde… Ve hem de Hafsa’da… Sis çöküyor;gri bir tül gibi gözlerimin önüne Kireç kokusu var tülde Kalkışacakmışım demek bu tarife… Bir zamanlar Ankara gönlümdeki gibiydi Bu gönül karaların ülkesinde Maviye hasret değildi Günün doğuşunu seyrettiğim bir Ankara’m vardı Artık yok,artık Ankara yok… Ankara yalnız… Kalabalıklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir akşam üstü yorgunluğunda yalnızlığın tarifini yapmak…</p>
<p>Hem de Ankara’da,karaların ülkesinde…<br />
Ve hem de Hafsa’da…<br />
Sis çöküyor;gri bir tül gibi gözlerimin önüne<br />
Kireç kokusu var tülde<br />
Kalkışacakmışım demek bu tarife…</p>
<p>Bir zamanlar Ankara gönlümdeki gibiydi<br />
Bu gönül karaların ülkesinde<br />
Maviye hasret değildi<br />
Günün doğuşunu seyrettiğim bir Ankara’m vardı<br />
Artık yok,artık Ankara yok…<br />
Ankara yalnız…<br />
Kalabalıklar arasında…<br />
Ben de yalnızım…<br />
Ankara’nın ağlayışına,ayaklar altında inleyişine kaptırmışım kendimi…<br />
Yüksel’de yürüyorum,<br />
Derken,<br />
Karanfil’de bir genç düşüyor gözlerimin önüne<br />
Nineminki gibi bir don giymiş üzerine<br />
Ankara artık hülyalarımdaki gibi değil<br />
Kederliyim,<br />
Ankara kadar<br />
Anlamak isteyen yok mu beni?<br />
Baksın gözlerime<br />
Düşünceler,hisler,sevdalar gözlerde yapılacak yolculuklarla çözülür<br />
Ankara yalnız.<br />
Kalabalıklar arasında<br />
Ben de yalnızım<br />
Ezilip inleyen yüreğim suskun<br />
Ankara duygusuz,<br />
Ankara yorgun.<br />
Güneşi örtmekte isli bulutlar<br />
Yasta beton yığınlar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/nerde-benim-eski-ankaram/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Minimal öykü denemeleri</title>
		<link>http://www.samdergi.com/minimal-oyku-denemeleri/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/minimal-oyku-denemeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Nov 2007 15:08:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Bakay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;minimal öykü&#8216; derdini bi çırpıda anlatıveren öykü.. sayfalarca yazmaktansa iki cümleyle özetlenebilen öykü..okunması en zevkli öykü.. &#8216;üşengeç insan&#8216; &#8230;. &#8216;gece&#8216; karanlığı sessizlikle parçaladı..susturdu herkesi fütursuzca..korkuturken korkan bi hali vardı.. dayanamadı gitti..sırası geldiginde tekrar geldi..korktu, korkuttu ve yine gitti.. &#8216;bir&#8216; -kim o? -senim! &#8216;anne&#8216; en guzel sesin sahibi, en guzel yuzun sahibi, cennetin hali misali serilip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;<strong>minimal öykü</strong>&#8216;</p>
<p>derdini bi çırpıda anlatıveren öykü..</p>
<p>sayfalarca yazmaktansa iki cümleyle özetlenebilen öykü..okunması en zevkli öykü..</p>
<p>&#8216;<strong>üşengeç insan</strong>&#8216;</p>
<p>&#8230;.<br />
&#8216;<strong>gece</strong>&#8216;</p>
<p>karanlığı sessizlikle parçaladı..susturdu herkesi fütursuzca..korkuturken korkan bi hali vardı..</p>
<p>dayanamadı gitti..sırası geldiginde tekrar geldi..korktu, korkuttu ve yine gitti..</p>
<p>&#8216;<strong>bir</strong>&#8216;</p>
<p>-kim o?<br />
-senim!</p>
<p>&#8216;<strong>anne</strong>&#8216;</p>
<p>en guzel sesin sahibi, en guzel yuzun sahibi, cennetin hali misali serilip bekledigi..</p>
<p>sıkı giyin üşütme sakın diye tembih etti ama ben de unutanlardan oldum..</p>
<p>&#8216;<strong>prison break</strong>&#8216;</p>
<p>Allah akıl vermiş bak ben kullanıyorum die bagırdı sezonlarca ama ben hep maykılı seyrettim dinlemedim bile..</p>
<p>&#8216;<strong>ben</strong>&#8216;</p>
<p>dün tanıstım kendimle, selam verdim tanımadı bile..kimsin die sordu senim işte dedim..</p>
<p>iyi degilsin sen git uyu görmiim bi daha buralarda dedi.. dudagımdaki alaycı gülümseyişle peki dedim ve gidermiş gibi yaptım..</p>
<p>kandırdım yine kendimi..<br />
&#8216;<strong>huzur</strong>&#8216;</p>
<p>nutella kavanozunun dibini buldugunda omuzlarından buyuk bir yuk kalktı..</p>
<p>artık cikolataya doymustu..kus gibi hafiflemişti..en sevdigi uykuya dalacaktı birazdan..gözlerinin içi gülüyordu..</p>
<p>&#8216;<strong>saçmalık</strong>&#8216;</p>
<p>yazıp duruyordu..ne yazdıgını bilmeden..çok da umrunda olmadan..</p>
<p>rastgele sıralıyordu harfleri yanyana koyunca neye benzeyeceklerini bilmeden..</p>
<p>olsun, yazası gelmişti bi kere ve tutamıyordu kendisini..</p>
<p>&#8216;<strong>üzgünlük</strong>&#8216;</p>
<p>actıgı basligin ragbet gormedigini goren fakir ama onurlu hanım kız kafasini duvarlara carparak kendine zarar vermeye baslamisti..kendi kendini duvarda parcalama olayi cok fazla aci vermis olacak ki bundan vazgecip en yakin ucuruma dogru yol almaya basladi..anlamamisti cunku, aksi yapilir mutlaka gerekcesiyle buraya yazi yazan &#8216;bi sey&#8217; dir die not mu dusseydi..bu muydu yani bu muydu..ucurum yolunu yarilamisti..gozlerinden akan kanli yaslarini kollarina silerek actigim basliga iyi bakin die not dustu yaninda getirdigi post-it&#8217; e..ve iste ucurumun kenarindaydi..post-it&#8217; i hemen oraciktaki agaca yapistirdi ve adim adim kayaliklara yaklasti..gidiyordu..ardina bakmadan gidiyordu, lakin baksaydi belki de intihar etmesine sebep seyi ortadan kaldiracak olan forum uyelerini gorecekti..kim bilir..belki de goruyodur hala onlari su an bulundugu boyuttan..israrla agactaki post-it&#8217; i isaret ediyordu..vasiyetimdir dedi usulcana..ve tekrar isikla birlikte kaybolarak kendi boyutuna geri dondu..</p>
<p>- <span class="post-name"><a class="post-name" href="http://www.warnerblade.comt/f/profile.php?mode=viewprofile&#038;u=183">te</a></span><br />
<span class="post-rank">supergirl<br />
</span> 				<span class="post-images"><img src="http://www.warnerblade.com/f/images/avatars/1051065367469e1fbdcde8d.gif" title="Minimal öykü denemeleri" alt="1051065367469e1fbdcde8d Minimal öykü denemeleri" /></span></p>
<p><a class="nav-current" href="http://www.warnerblade.comt/f/viewtopic.php?t=2131&#038;start=0&#038;postdays=0&#038;postorder=asc&#038;highlight=">minimal öykü denemeleri</a> @ <a href="http://www.warnerblade.comt/f/index.php">warnerblade Forum</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/minimal-oyku-denemeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vuslat</title>
		<link>http://www.samdergi.com/vuslat/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/vuslat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2007 05:32:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmed fethi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=79</guid>
		<description><![CDATA[Sabah gözlerini açtığında saat her zamankinden daha evvel bir vakti gösteriyordu. Bugün, gözleri diğer günlerin aksine daha bir ışıl ışıldı. Yüreğindeki heyecan gözlerinden menfezler bularak sanki tüm Dünya’yı ısıtıyordu, güneşin ışıklarıyla beraber… Bakışlarından can parçasından uzun yıllar ayrı kalmış bir annenin hasreti tebellür ediyordu. Sanki, kendisine yeniden dünyaya gelme şansı verilmiş, yaptığı tüm ahde vefasızlıklarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah gözlerini açtığında saat her zamankinden daha evvel bir vakti gösteriyordu. Bugün, gözleri diğer günlerin aksine daha bir ışıl ışıldı. Yüreğindeki heyecan gözlerinden menfezler bularak sanki tüm Dünya’yı ısıtıyordu, güneşin ışıklarıyla beraber… Bakışlarından can parçasından uzun yıllar ayrı kalmış bir annenin hasreti tebellür ediyordu. Sanki, kendisine yeniden dünyaya gelme şansı verilmiş, yaptığı tüm ahde vefasızlıklarının affedildiği beşâretini gökler ötesi alemlerden almış gibiydi…</p>
<p>Sonra tatlı bir heyecan sardı ruhunu ve sıkı bir hazırlık safhasına attı kendini. Önce bedenini, ve buna paralel olarak ruhunu, arındırdı her türlü necâsetten ve odasına gidip en temiz elbiselerini seçti özenle… Güzel kokular süründü ve tüm hazırlıklarını tamamlayınca, vakit fevt etmeden yola koyuldu…</p>
<p>“Sevgilimle buluşmaya gidiyorum, acaba hediye falan hazırlasa mıydım?” diye anî bir tereddüt geçti içinden. Sonra O’nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını hatırlayarak vazgeçti fikrinden. O, kendisini karşılıksız sevmişti zaten… O’na çok şey borçluydu. Hem de saymakla bitiremeyeceği kadar çok şey… O’nun yanındaki güçsüzlüğünü ve yoksulluğunu hatırladı. O kendisine pek çok şey ikram etmişken, kendisinin buna mukabele olarak yaptığı sadece görüşmelerine vaktinde gitmekti…</p>
<p>Her hafta bugün, O’nunla özel bir buluşma yaparlar, içi içine sığmaz olurdu… Vakit olarak da Güneş ışıklarının cisimlerin gölgelerini asgarî seviyeye indirmesini seçmişti O… O’nun güzelliklerinin gölgelerinin her yeri aydınlatışına mukabil kendi cismâniyâtının gölgelerinin en aza indiği bu zaman diliminde malayani hevesâtından sıyrılıp O’nunla daha bir yakınlaşabiliyordu.</p>
<p>Yol boyunca çevresine tebessümler dağıtarak geçti insanların aralarından. Sevgilisi, daha buluşma vakti gelmeden, ona karşılama töreni hazırlamışcasına kuşları raks ettiriyordu ağaçların dallarında. Onu gören ağaçlar rüzgârın da yardımıyla kendisine el sallıyor ve “Güle güle git… Gidince, Sevgili’ye bizim de övgülerimizi, selâmlarımızı, tebriklerimizi ilet!” diyorlardı. “Peki, olur” dercesine başını öne eğdi ve artık sadece O’nu düşünmeye başladı…</p>
<p>Kendisini öylesine O’nunla bütünleştirmişti ki O’nu yanıbaşında hissetmeye başlamıştı. O’nu düşündükçe gözü, gönlü ve gönül gözü açılıyor; çevresinde temâşâ ettiği bütün mevcûdât O’nu anlatan birer kitaba dönüşüyor, satır satır ayaklarının altına seriliyor ve insan olmanın ve O’nu tanımanın tatmin ediciliği içinde O’nun pak ve mukaddes sözlerinin içinden “Kalb, ancak beni hatırlamakla tatmin olur.” sözünü terennüm ediyordu.</p>
<p>Sevgilisi’nin evine yaklaştıkça adımlarını daha seri ve sık atmaya başladı. Ama, vakar ve ciddiyetini bozmamak için belki, içindeki heyecanı bir nebze perdeliyor ve koşmamak için kendisini zorluyordu. Eğer O’nun huzurunda edepsizlik olmayacağını bilseydi o huzurun aşkıyla omzundan ridâsı düşercesine koşardı…</p>
<p>Artık O’ndan gayrı her şeye gözünü kapamış, yalnız ve yalnız O’nu düşünmeye, O’nu hissetmeye, O’nun sevgisine ve hoşnutluğuna kavuşmaya odaklanmıştı.</p>
<p>Hayallerini süsleyen evden bir ses yükseldi: “Haydi, gel!” nidâlarıyla kendisini çağırıyordu. “Aman Allah’ım! Bu ne letâfet, bu ne nezâhet?!” diye söylendi kendi kendine… Başını semalara dikince kendisini bekleyen ayrı bir sürprizle karşılaştı. Sevgilisi’nin huzuruna çıkmak iin dünyalık her gölgeden bir nebze olsun sıyrılabileceği öğle vakti seçilmişti ama bu sefer çevresinde tek bir gölge dahi olmadığını fark etti. Ne kendi gölgesinden ne de koca dağların gölgesinden eser yoktu… Sanki onun gelişine bir taltif olsun diye, Sevgilisi pamukvârî bulutları serpiştirivermişti Güneş’in önüne. Bulutlar onu perdelerken o kendi içindeki çirkinlikleri tam manasıyla perdeleyememenin burkuntusu ile çıkıyordu Sevgilisi’nin huzuruna…</p>
<p>Ellerini havaya kaldırdı ve geriye doğru çekti; peşine takılan ve kendisine Sevgilisi’nden lâf açmayan ne varsa, gerek fikir gerekse cisim planında, hepsini birde elinin tersiyle itercesine… “Fânîyim, fânî olanı n’eyleyim?! Âcizim, aciz olanı n’eyleyim?!..” edâsıyla</p>
<blockquote><p>“Sevgilim’in güzelliği her şeyden üstündür<br />
Sevgilim’in muhabbeti her şeyin önündedir.”</p></blockquote>
<p>diye haykırdı tüm cihâna…</p>
<p>Artık O’nun huzuruna çıkmıştı. En beliğ, en fasih, en güzel sözlerle O’nu övmek, O’na teşekkür etmek istedi ve yine O’nun sözleriyle başladı O’nu övmeye:</p>
<blockquote><p>“Zamansızlık vaktinden<br />
Sonsuzluk vaktine dek;<br />
Her ne övgü gelmişse kimden<br />
Kime olsa da, O’nadır tek..!”</p></blockquote>
<p>Bu sözleriyle O’na daha bir yaklaştığını ve O’nun kendisine mukabelede bulunduğunu hissederek, artık “Sen” siye hitap etmeye başladı O’na:</p>
<blockquote><p>“Ne olur ayırma beni<br />
Sen’in yolundan bir an bile<br />
Sen’den isterim nusreti<br />
Kapına geldim kulluğum ile…”</p></blockquote>
<p>Huzurunda belini büktü ve ayaklarını koyduğu yere kadar indirdi başını; güçsüzlüğünü, çaresizliğini, O’nun sevgisi olmadan hiçliğini ve O’nun “Çaresizlerin Çaresi”, “Âcizlerin Muîni”, “Sevgililer Sevgilisi” oluşunu itiraf için…</p>
<p>Sonra yolda karşılaştığı varlıkların tebrik, selâm ve övgülerini iletmek geldi aklına… Huzurunda diz çöktü ve şöyle başladı sözlerine:</p>
<blockquote><p>“</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/vuslat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat</title>
		<link>http://www.samdergi.com/hayat/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/hayat/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Oct 2006 12:56:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmed fethi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[Hayat nurlu bir yansıma cismânî aleme öteler ötesinden.. Pek çok varlıkta “Bir”i gösteren.. Bir’in üzerinden Tek’e menfezler açan.. Tek Bir’i, Biricik’i sevdiren, üzerindeki dalgalanmalarıyla O’nun tecellîlerinin&#8230; O’na şükrü herşeyin özüne yerleştiren bir ni’met oluşuyla.. O’na medh ü senâ ettiren üstündeki eşsiz san’atıyla.. Ve Hayy u Kayyûm’a kul yapan zîhayatı, kâinatı hayatının temadîsi için onun emrine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat nurlu bir yansıma cismânî aleme öteler ötesinden.. Pek çok varlıkta “Bir”i gösteren.. Bir’in üzerinden Tek’e menfezler açan.. Tek Bir’i, Biricik’i sevdiren, üzerindeki dalgalanmalarıyla O’nun tecellîlerinin&#8230; O’na şükrü herşeyin özüne yerleştiren bir ni’met oluşuyla.. O’na medh ü senâ ettiren üstündeki eşsiz san’atıyla.. Ve Hayy u Kayyûm’a kul yapan zîhayatı, kâinatı hayatının temadîsi için onun emrine koşturmakla&#8230; </p>
<p> </p>
<p>Bir ferdi, neşv ü nemâ bularak, kâinata rabteder hayat. Hayat sahibi ferd bu bağla külliyet kesbeder. Parçalanmayan bir küll, parça parça düşünülemez bir küllî oluverir. Bu hikmetledir ki Kur’an, eşdeğer tutmuştur bir insanın hayatına kıymayı tüm insanlığa kıymakla. (Mâide/32) Bu merbûtiyetten ötürü bütün kâinat zîhayatın hizmetine koşar aşk ve şevk ile.. Zerreler, atomlar üzerine üşüşürler zîhayatın, biz de bir vazîfe alalım diye.. Hayat sahibi beden; atomlar için bir okul, ukbâdaki hayâtiyetleri için bir pratik. Hayat tüm sıfatların menbâı, ruhî faâliyetlerin kaynağı, esmânın dört dörtlük tecellîgâhı ve sıfât-ı ilâhiyenin cilvelerine ma’kes olabilmesi için maddeyi halden hale sokan sihirli iksir. </p>
<p> </p>
<p>Hayat madde alemine sızan alem-i melekûttan.. Bir bebek gibi saf, tertemiz; gökten inmiş melek endâmlı&#8230; Onun için madde meftûnu körler elli sene uğraştılar hayatın sırrını bulacağız diye ve hâlâ uğraşmaktalar bilimin kendilerine sağladığı tüm imkânlar ile.. Oysa ki hayat her yönüyle saf ve güzel.. Kesîfler arasında Latîf i Kerîm tarafından teksîr edilen letâfetli bir lütûf.. Görelim ve bilelim diye Kendisi’ni esbâb ipine takmadan sunmuş Ma’rûf.. Tıpkı nur gibi, rahmet gibi&#8230; </p>
<p> </p>
<p>Hayat bir nur ki; aydınlanır onunla kâinat ağacının esrârı.. Meyvesi olmasa dalın, gövdenin kalır mı kuru odundan farkı.. Hayat ışıtmayınca Güneş de Ay da farksız, hepsi birer kemmiyet.. Ve insan; birkaç kemik, bir dilim de et.. Hayat nuru en büyük rahmet.. Kâinatı bir arıya musahhar eden sırlı keyfiyet, tastamam inâyet&#8230; </p>
<p> </p>
<p>Hayat “levlâke levlâk” nidâsının ardındaki sırlı yapı. Nasıl ki çekirdeğinde mündemiç bütün ağacın hayatı.. Hayat-ı Muhammedîye de şu kâinatın hayatına açılan nurlu kapı&#8230; </p>
<p> </p>
<p>Hayat cilve-i samedâniyetin parlak bir ayinesi&#8230; İnsana hayatının idâmesi için herşeye, dolayısıyla Herşeyin Sahibi’ne muhtaç olduğunu hatırlatan.. Muhtaç öyle bir Zât’a ki; herşey O’na muhtaçken hayat ve hayatın devamı için, Kendisi hiçbir şeye muhtaç değil Hayy u Kayyûm oluşunda&#8230; Hayat, insanlara yeni ufuklar açan O’na yaklaşmak için cismâni hayatın arkasındaki hakikî hayatı keşif yolunda. “Tahallâkû bi ahlâkillah” düsturuyla oruç ibadetinde yakalamak sırr-ı kayyûmiyeti&#8230; Az yemek, az uyumak, az konuşmak Zât-ı Kayyûm’a tecelligâh olabilmek için. Yemek, içmek, konuşmak ve yorulmak; hepsi hayatın iktizâsı fakat bir tarafta “yaşamak için yemek” varken diğeri “yemek için yaşama”yı tercih Sokrates’ın ifadeleriyle. Ve belki az uyumak “Hüve’l-Hayyu’l-Kayyûmü lâ te’huzûhü sînetün velâ nevmün” (Bakara/255) ayetinin ufkuna bir ayine&#8230; Bu çabalarla örgülenmiş hayat, âmûdî bir yükseliş zamanın üzerinde ve kulak vermek “Cismâniyetten çık, hayvâniyeti bırak; kalb ve ruhun derece-i hayatına yüksel!” buyruğuna. </p>
<p> </p>
<p>Hayat ebedî olunca güzel, yani zamanı aşınca.. Onun için müjdeleniyor Cennet hayatı “hâlidîne fîhâ ebedâ” (Bakara/25, Âl-i İmrân/15, Tâ Hâ/76, Furkan/16, Ankebût/58) lafzıyla. Ve gerçek hayat ufku olarak gösteriliyor âhiret hayatı âyetle. (Ankebût/64, En’am/32) Yine onun için kendilerini hep hayy biliyorlar, oyalanmadan ötürü birşey olmayan dünya hayatını O’nun yolunda fedâ edenler&#8230;(Bakara/154) Ve bu zâviyeden bakan Nebî’nin nazarında, meyyîtten farkı kalmıyor Hayat </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Davranış Ve Çocuk Psikolojisi</title>
		<link>http://www.samdergi.com/davranis-ve-cocuk-psikolojisi-2/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/davranis-ve-cocuk-psikolojisi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Oct 2006 15:20:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mervekoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde okul çağının ilk beş altı senelik döneminde her çocuk, ailesi ve yakınları tarafından kendisini baskı altında hissettirecek bir soruyla karşı karşıya bırakılmıştır.Özellikle bulunduğumuz ülkede ilk ve orta okul çağındaki her çocuğa eş dost , akraba ziyaretlerinde işkence tadında şu soru sorulur ki günümüzde çocuğun akraba ziyaretlerinden kopmasının en büyük sebebinin bu olduğuna garanti verebilirim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde okul çağının ilk beş altı senelik döneminde her çocuk, ailesi ve yakınları tarafından kendisini baskı altında hissettirecek bir soruyla karşı karşıya bırakılmıştır.Özellikle bulunduğumuz ülkede ilk ve orta okul çağındaki her çocuğa eş dost , akraba ziyaretlerinde işkence tadında şu soru sorulur ki günümüzde çocuğun akraba ziyaretlerinden kopmasının en büyük sebebinin bu olduğuna garanti verebilirim : &#8220;Büyüyünce ne olacaksın? &#8220;. Sorunun içeriğinden de anlaşıldığı üzere çocuk daha yeterince büyümemiş , doğru kararları alacak yaşa gelmemiştir. Ayrıca yapabileceği mesleği bilecek ve bunu isteyecek kadar kendisini tanımamaktadır.. Ancak büyüklerimiz bu soruyla karşılaşan çocuğun zor durumda kaldığını ısrarla anlamamakla beraber bunu bir gelenek haline getirip çocuğun geleceğini ne derece etkilediklerini de bilmemektedirler. Günümüzde bazı şartlar insanların kafasında belli düşünce kalıpları oluşturmuştur. Bunlardan biri de &#8216;en iyi meslek&#8217; düşünce kalıbıdır. Doktorluk , mühendislik , öğretmenlik gibi hiç eskimeyen ve her daim revaçta olan meslekler, yetişmekte olan çocukların akıllarına bir dayatma olarak sokulmakta ve eğer bunlar olmazsa iyi bir meslek yapmadığı ve para kazanamayacağı öne sürülmektedir. Bu meslekleri isteyerek seçen ve para kazanan yok mudur? Tabiki vardır ancak bunu kendi isteğiyle seçmesi ve severek yapması önemli etkendir. Aksi halde ilkokul çağındaki çocuklara bu meslekleri seçmeyeceği takdirde bir işe yaramayacağı izlenimi verilerek çocuğun psikolojisi zarara uğratılmamalıdır.</p>
<p>Her çocuk okul hayatında bu soruyla karşılaşmıştır dedik , en azından bir kere. Ben de her çocuk gibi akraba ziyaretlerimde defalarca bu soruyla karşı karşıya bırakılırdım. İlk zamanlar gerçekten hiçbir fikrim yoktu ne olmak istediğim hakkında. Ancak baktım ki herkes ilerde birşey olmam gerektiği konusunda fikir birliği yaparak ısrarla bu soruyu soruyorlar ben de ne olacağımı düşünmeye başladım. İlk aklıma gelen tabi ki gözde mesleklerimizden doktorluktu. Bir süre bununla idare ettim fakat annemin kesin olarak karşı çıktığını hatırlıyorum. Çünkü doktorluğun benim kaldıramayacağım kadar uğraştırıcı bir meslek olduğunu düşünüyordu. Annemi ikna edemeyeceğimi anladığımda psikolog olmaya karar vermiştim ancak bunun hakkında hiçbir fikrim olmamakla birlikte adını bile nerden duyduğumu hatırlamıyordum. Liseler için sınava girene kadar da soranları bununla idare ettim ta ki iş ciddileşip babam kendi yanında çalışmak için mühendise ihtiyaç duyduğunu ve benim mühendis olmamı istediğini söyleyinceye kadar. Evet tahmin ettiğiniz üzere artık mühendis olmak istiyordum ve özel bir fen lisesini kazanıp bunu gerçekleştirme yolunda bir adım atmıştım. Bu liseyi iki sene okuduktan sonra bunun bana göre bir meslek olmadığını anlayınca önümde bir yol açıldı ve son anda bir dönüşle hayallerimi gerçekleştirmek için ikinci bir adımı attım ve psikolog olmaya karar verdim. Böylece istediğim bölümü okuduğum bir üniversiteye yerleştim.</p>
<p>Bu yazdıklarım yalnız benim değil yetişmekte olan her çocuğun başına gelmekte olan olaylar. Fakat herkes hayatının kararını verirken benim kadar şanslı olup istediğine yönelemeyebilir. Çocuk , aile baskısıyla ve çevre faktörüyle, yaptığında başarılı olabileceği ve sevdiği mesleklerden uzak kalmakta ve kalıplaşmış belli düşünceler bir bireyin hayatına mal olmaktadır.Kim bilir tam aksine belki çocuk ailesinin bu düşünceleriyle hayatı boyunca bıkmadan yapabileceği bir meslek de edinebilir. Örneğin bu , ailesinde hep aynı işi yapan insanların varlığı ile veya birkaç nesildir süregelen bir mesleğin seçilmesi ile de olabilir. Ancak sonuç olarak şunu belirtmekte fayda var ki her ne olursa olsun yetişme çağındaki bir çocuk kendini tanıyana kadar ona , belirli bir düşünceyi savunarak sözlü bile olsa meslek seçimi yaptırılması ilerde hatalar oluşturabilecek bir davranıştır.</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/davranis-ve-cocuk-psikolojisi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Maksat Muhabbet Olsun</title>
		<link>http://www.samdergi.com/maksat-muhabbet-olsun/</link>
		<comments>http://www.samdergi.com/maksat-muhabbet-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2006 06:40:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dugenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=7</guid>
		<description><![CDATA[Belki ne diyor bu saçmalamış gene diyeceksiniz ama olsun maksat muhabbet olsun yazmak bahane&#8230;Öncelikle birseyler yazabilmek zor zanaat gerçekten.. Aslında zor sanat demek daha doğru olur kanımca çünkü herkes karın doyurmak için kullanmıyor. Dolayısıyla zanaat demem de doğru olmaz. Sanat en şık sözcük gibi. Her ne kadar Arapça kökenli olsalar da ben onları Türkçe sözcükler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Belki ne diyor bu saçmalamış gene diyeceksiniz ama olsun maksat muhabbet olsun yazmak bahane&#8230;Öncelikle birseyler yazabilmek zor zanaat gerçekten.. Aslında zor sanat demek daha doğru olur kanımca çünkü herkes karın doyurmak için kullanmıyor. Dolayısıyla zanaat demem de doğru olmaz. Sanat en şık sözcük gibi. Her ne kadar Arapça kökenli olsalar da ben onları Türkçe sözcükler olarak kabul ediyorum ki onca yıl hatta yüzyıllarca kullanmışız artık Türkçe olarak kanıksamış olmamız lazım.Türkçe sözcüklerin anlam kaymasına uğramasını ve yanlış yerlerde yanlış manalar ile kullanılmasını sevmiyorum, hoşlanmıyorum. Ne yapıyım yapım böyle&#8230; Artık mazur görürsünüz beni.<br />
Neyse sanat mı zanaat mı diyerekten lafı fazlaca dolandırtıktan sonra başlangıç noktasına dönersek iki lafın belini kırmak, lafları ard arda dizebilmek, keyifli bir sohbet edebilmek ya da yazı yazabilmek gerçekten zor. Genelde de benim zorlandığım konuların başında geliyor bu mevzu. Sohbeti alıp bir yerlere taşıyabilmekten ziyade bir şekilde konuşmaya başlayabilmek zor ya da aslında çok güzel bir girizgaha sahip olduktan sonra ucu havada asılı kalaraktan devamını getirememek zor. Belki cümlelerin havada asılı kalmasından kaynaklı karşı tarafın lafın devamında neler geleciğini bekleme sürecinde senin yüzüne alık salık bakarken senin o esnada kafanda acaba ne desem de durumu toparlasam ya da lafın sonunu bağlayabilsem derken ve de sonunu bağlayamayınca benim de sık sık olduğum gibi işte böyle kasmaktan midene giren ağrılar eşliğinde cümleleri tamamlamak zor geliyor. Sonra da işte birden lafın bitmesi sözün kalmaması ama o arada ki vaktin de bitmek bilmemesi.<br />
Esasen durumun kaynağı belki de düşünmeden konuşmak. Cümleleri bir düşünce süzgecinden geçirmeden bir anda konuşma sevdasına kapılaraktan öylesine ard arda dizmeye çalışmanın sonucu olabilir. Ya da bu sevdaya dar kelime hazinesine rağmen tutulmak ve de kaynakların çabuk tüketilmesine binaen ortada öylece kalakalma durumu da olabilir.<br />
Vel hasıl kelam insanoğlu bu bi konuşmaya başlayınca susumuyor. Susmadıkça ve de bu konuda ısrar gösterince de saçmalamaya başlıyor. O yüzden ben de fazla uzatmadan ve de saçmalamadan ve de daha da önemlisi oluşturduğumuz karizmayı tüketmeden dutumu yiyeyim bari de o vakur olduğuna inandığımız duruşumuza halel gelmeden noktayı koyalım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samdergi.com/maksat-muhabbet-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
