21
March
2009

Warnerblade, Bilkent Üniversitesi merkezli kurulan, ancak daha sonra
üniversiteler arası bir yapıya bürünen ve çeşitli alanlarda faaliyet
gösteren gençlerin oluşturduğu bir gruptur. Bu alanlar arasında;
kısafilm ve video çalışmaları, fotoğrafçılık, edebi ve serbest yazılar,
şehirlerarası geziler, bisiklet turları, sosyal aktiviteler, yardım
kampanyaları ve profesyonel çalışmalar sayılabilir. Bu çalışmaların
tamamını şu anda izlemekte olduğunuz ve her ay 30 binin üzerinde ziyaretçiyi ağırlayan ve toplamda milyonlarca görüntülenmeye ulaşmış warnerblade web sayfasından inceleyebilirsiniz.
devamı : Warnerblade Nedir?
Burak Bakay Toz ve Çamur
16
November
2008

Beylerbeyi’ nin Çengelköy’ e doğru olan tarafında bir cami var, onun orada küçük bir iskele de var. Buradan iPhone’ un 1.3 mp lik son derece kalitesiz kamerasıyla 8-10 kare fotoğraf çektim. Bunları daha sonra Photoshop’ un File, Automate, Automerge özelliği ile birleştirdim, birkaç auto ayar çektim, saturasyonu düşürdüm: Boğaz panorama.
burak Toz ve Çamur
23
October
2008
I eat the evolution after all.
bi de bu mutasyonla faydali ozellik kazanma olayi var.
tamam grip her sene kendini modifiye ediyo, dunyanin canina okuyo, herkesi siradan geciriyo amma velakin, adam tek hucreli! yani grip mikrobusu tek hucreli bi cihaz yaratigi.
adamin uzerinde gelen mutasyon yada gen degisimi (bi adi vardi unuttum) su bu, adam zaten yasadigi genle uruyor. yani yasarken bi ozellik kazandi mi, urerken de o ozellikle o genle uruyor.
gelgelelim sen gel bunu bir de esey hucresiyle ureyen herhangi bir canlida oldugunu varsay. yani erkek dişi organı olan afedersin sperm yumurta hayvancıkları ile muhatap olunan bi reprodüksiyon şemasında ise yaşanan, yaşayan hücreler ayrı, üreyen hücreler ayrı. Yani sonraki nesli meydana getirecek olan eşey hücreleri, o kurbağa yaşarken beyninde radar organcığı çıktıysa bile onu aktaramayacak ki.
Hadi sözgelimi sen bir kurbağa ol, vak vak derken… Neyse örneklemeye inmeye gerek yok.
Velhasıl, dünyadaki atom sayısında bir ihtimal sen iyi bir cihaz özelliği kazandırdın, tam teşekküllü bir organ (doku bile yetmez) oluşmadan yine evrim ve doğal seçilim spekturumlarına göre körelmesi lazım. Yani gözün bir anda oluşması lazım ki faydalı bi cihaz olarak diğer genlere aktarılsın sözgelimi evrim teoriyşınına göre.
Amma, bu böyle olmaz. Hücrenin içindeki minik minik kıvrım kıvrım değişiklikler, hem birden fazla hücrede aynı anda meydana gelecek, hem de patadanak çalışan bir sistem olacak tam mükemmeliyetiyle (yani göz bi anda PÖRT diye çıksa, ne diyelim mesela, sümüklü böceğin dikiz aynası hesabı yan kısmısında, bunun retinasının sarı noktasının odak noktası tam denkgelmeli olmalı ki göz cihazı bir işe yarasın da sonra adam (salyanganoz) ben bunu çocuklara da ileteyim hemen bunu eşey hücrelerimdeki DNA ma işliyim)
kardeşim Dolly nin kopyalandığı genetik laboratuvarın gelişmiş hali mi var, adam en nihayetinde sümüklü böcek, nası aktarsın etsin kendi zaten kazanması mümkün olunmayan faydalı özelliklerini eşey hücreleriyle sonraki nesle ve böylece milyonlar yılıca radar anteni geliştiren börtü böceğe. Cır cır ederler adamı afedersin.
(ingilizce yazimdan gitgide Türkçeleşen yazı üslubu evrime bilimsel örnek olarak verilmiştir)
Burak Bakay Toz ve Çamur
23
October
2008

Dünyanın en hızlı tarayıcısı… Uzun süre Firefox kullanma mecburiyetinden sonra ve 3-5 standart sayfayı ayna anda açınçaki göçmelerden sonra daha da bi’ iyi anlıyor insan…
3-5 sayfada bile göçebiliyor Firefox 3. Henüz yeterince stabil değil, kendi stabil olsa Ekstensiyonları değil. Zaten Firefox eklentileri olmadan malesef hiçbir işe yaramıyor.
IE 8′ den bahsetmeye bile gerek yok. Uzay çağında, tekerlekli chariotu icat ettim havaları, bir avunmalar.
Geçen 40-50 tane tab açmıştım Opera’ da. Hızlı bir araştırma yapmam gerekiyordu. Bir an için bilgisayar az bir duraksadı, yanıt veremedi Opera. Elimi başlarımın arasına (tersi) alıp, ‘Yapma OperaaaaaAAAA!!!’ diye bağırmama meydan vermeden toparladı. 240 ile bolu tünelinden fırlayan bir 911 Turbo mahiyetiyle en iyi yaptığı işi yapmaya yine devam etti Opera.
OPERA FOREVER!
www.opera.com
- – - -
Burak Bakay Toz ve Çamur
30
June
2008

Vaktim yok diyen herkes yalan söylüyordur. Belki kendi bile farkında değildir. Esas demek istediği “Ben çok yavaş bir insanım, bu kadar tempoya ayak uyduramıyorum” yada iyi ihtimalle “Zaman yönetimi nedir, bihaberim!” dir.
Günümüzün bilgi ve iş akışları arasına bir de sosyal hayatımızın olmazsa olmazlarını getirdiğimiz zaman karşımıza ciddi bir manzara çıkıyor. Bunun altından kalkabilmenin yolu, çoğu kısmısı genetiklerden gelmekle birlikte biraz piratik ve elçabuk olmaktan geçmekle beraber, zaman yönetimi ve önceliklendirme de burada ciddi önem taşıyor.
Velhasılı kelam, kişisel gelişim kitaplarının ismini hatırlamadığım hiçhangi birindeki bir makalede şöyle demekte idiydi porofesör öğrencilerine: “Bir kavanoza önce kumu, sonra çakılı sonra da büyük taşları sığdıramazsınız. Önce büyük taşları koyacaksınız, sonra çakılları ve sonra da kumu.”
Malesef bilinçsiz Türk halkı olarak kavanozları önce dolduruverelim de bitsin bu iş, aradan çıksın diye kumla doldurmakta üstümüze yok. Ondan sonra taşları, çakılları sığdıracaz diye “Ah zamanım yok, vah vaktim bitik, çok yoğunum” tepinelim tepinelim ne fayda. Kavanozu kırmaktan başka yapacağımız şey olamaz.
Yapılacakları listeleyeyim, ben de yazılarımda listeyi kullanayım. Daha renkli, böyle daha interaktif vs vs:
- Neyin ne kadar önemli olduğunu bi bil artık.
- Bu işlerin ne kadar zaman ve uğraş alacağını da ayarla.
- Kafandan yada unutkansan biyere bunları listele, sırala.
- Hergün en zor ve en önemli işten başla yapmaya.
- Kafa dağıtmak için araya biraz kum ve çakıl karıştırabilirsin ama abartma.
Bir de şu var, zaten kendinize 2 kavanoz kum edinmişseniz, bunu napsanız netseniz tek kavanoza sığdıramazsınız. O zaman tek öğünde bir porsiyon yemeyi akıl ediyorsunuz da, üstünüze iyilik sağlık, neden 2 kavanoz kumu iş edinmemeyi bilemiyorsunuz onu sorgulamanız lazım.
Bu yazının öncelikli amacı “Vaktim yok” diyip duranları zavallı durumuna düşürmek değil. O ikincil amacı. Birincil amacı bu sendromu az çok yaşayan herkese yolu biraz olsun tarif edebilmek. Önceliklendirin, neyin önemli olduğunun hep farkında olun, e biraz da elinizi çabuk tutun. Oldu da bitti maşallah. Hadi geçmiş olsun.
Burak Bakay Toz ve Çamur
20
June
2008

Gogılın ‘Bilmiyorum’ demeyi imkansız hale getiren, süperbilgisayarları halkın kullanımına açan ve insanlığın şimdiye kadar sahip olduğu tüm bilgi birikimi arasıdan spesifik bir kelimeye bile ulaşmanın 0.16 saniye sürdüğü bla bla bla..
Yeni bir Gogıl şeysi daha. Google reader. Var bayadır esasen:
http://www.google.com/reader/
adresinden giriyorsunuz. Add subskripşın kısmına blogların RSS adreslerini sürükleyip bırakıyorsunuz (kopy peyst de yapabilirsiniz isteğe göre) Üzerine kakao parçacıkları serpip soğuk servis yapıyorsunuz.
iPhone için de şakadanak kullanabilir mobil versiyonu da var:
http://www.google.com/reader/i/
Ayfonda kaydırmaktan başka herşeyin yeterince üşendirici olduğu hesap edilirse tüm takip ettiğiniz bloglara, web sitelerine tek yerden bakış atmak, hepsini tek tek ziyaret etmeye gerek kalmadan güzel birşey olsa gerek.
RSS olayının aktif kullanımı sık kullanılanlar ve farklı bilgisayarlarda çalışanların bukmark kayıplarına ciddi anlamda bir çare olacaktır diye sanıyorum. RSS’ den korkmayın! O sizden korksun.
Burak Bakay Toz ve Çamur
18
June
2008

İnsanoğlunun internette geçirdiği vaktin israf olan kısmını ciddi anlamda azaltan, IE alternatifi rakiplerden Firefox’ un yeni versiyonu çıktı. İndirilme dünya rekoruna yardımcı olmak ve bu harika tarayıcının en güncel versiyonunu edinmek için hemen siteye akıyoruz…
GS-FB kavgası kadar olmasa da, Opera‘ nın her daim kral olduğunu da eklemeden geçmeyelim. Ama düşmanımın düşmanı dostumdur hesabıyla, IE ye karşı firefox ve operayı destekliyoruz.
Burak Bakay Toz ve Çamur
10
May
2008
Çok küçükken herkes gibi karanlıktan korkardım.
Bigün bıktım. Tüm ışıkları kapadim. Bekledim. Merdivende artık korkmayıncaya kadar oturdum. Bişey olmadığını, dolabın içinden hortlağın fırenkeştaynın cinin çıkıp beni yemediğini gördüm (Hayalgücüm gölgeli eşyaları sürekli bişeye benzetseler de fiziksel olarak bişey olmadı en nihayetinde). O gün bugündür Allah’ tan başka birşeyden korktuğumu hatırlamıyorum.
Yüzmeyi öğrenmem de dibe vurduğum ve kısmen biraz su yutarak boğulma tehlikesi atlattığım vukuat sonrasında gerçekleşmişti.
Arılardan da pek hazzetmezdim, çekinirdim. birgün arkadaşlarla evimizin bahçe duvarındaki bir kovanı kurcaladık (Arıları öldürme olarak değil de inceleme babından yapılan bir aktiviteydi sanırım) Kovalandık, sokulduk, baktık ölmedik. Sonrasındaki olaylarda tepkim ‘Aaa arı soktu, acıyo lan, neyse sağlığa faydalı en azından, hayır o değil de hayvancağız öldü ona ağlıyorum.’ dan öteye geçmemiştir.
Her zaman için korkularını yenmenin, korkularla geri dönüşsüz bir şekilde yüzleşmekten geçtiğini düşünüyorum.
Korkunun da temel kaynağı, bilmemek.
Karanlıkta ne var bilmiyorsun, suyun altında tamamen girersen ne olur bilmiyorsun. Ama karanlıkta bekleyip birşey olmadığını görünce, suyun altında ciğerlerindeki havanın seni yukarı kaldırdığını görünce artık ‘biliyorsun’ ve korkmamaya başlıyorsun.
Sözgelimi, böcekten korkan bir insan, sürekli sinekten arıdan karıncadan bile fersah fersah kaçmak yerine, içinde çiyan, öcü yada tarantula olan bir kavanozu incelemeli ve o böcekler hakkında bilgi almalı. Böceğin kendinden çok daha korktuğunu ve böceklerin insan yiyerek beslenmediğini öğrendikçe rahatlamalı. Bunu öncesinde kafamdan uydurmuştum açıkçası ancak daha sonra yabancı bir belgeselde de örneğini gördüm. Böcek örneği dahil, yükseklik korkusu olanları da yüksek yerlere çıkarıp ayaklarını sallandırıyorlardı. Bunu da G-force ve kamikaze gibi lunapark araçlarında yerel imkanlar dahilinde uygulayabilirsiniz.
Velhasıl, korkularınızla yüzleşmesseniz, onların esiri olarak yaşamaya devam edersiniz. ve aslında korkmaya değmeyen birçok şeyden korkarken, asıl korkmanız gerekenden korkmadığınızı da farketmeniz, menfaatiniz icâbıdır.
Burak Bakay Toz ve Çamur
7
May
2008
Cümleyi bi ifade biçemi olarak kullanmamdan ötürü ve karşımda da son derece zeki insanların leb demeden tattaravalliyi anlayan insanların olduğunun bilmemden bilmukabil, cümlenin yaklasik ortalarında basını unutmamla beraber toparlamaya kasmamam, daha acizane bi ifade ile üşenmem konusunda yada cümleyi kapatmam (toparlamam) noktasında artık bi paragraf haline gelmekte olan cümlenin ilk kısmıyla halihazırda hiçbir bağlantı ve bağıntısının bulunmaması konusunda duygu ve düşüncelerimi ifade etmekten kıvanç duyarım.
Samdergi’ ye daha sık, daha çok yazı gönderilmesi temennisiyle.
Burak Bakay Toz ve Çamur
18
March
2008
Örnek almak insanın yaratılışında olan bir unsur… Hem psikolojik anlamda, hem de sosyolojik anlamda çok konuyu ilgilendiren bu durum, aslında çok karşılaşılan ve fark edilmeyen bir hayalet gibi hayatımızın her anında kendine yer etmiş. Bireyin yaşamında karşılaşabileceği birçok şey gibi, örnek alma ve ilintili diğer paralelleri de, iyi yorumlanabildiği gibi kötü taraflara da çekilebilmekte. Hiçbir şeyi tadında yaşamayı beceremeyen ‘uç’ toplumlar içinse, bu spektrumdaki genişlik tahmin edilenden daha fazla olabiliyor.
Artı yada eksi yönlerine bakmadan önce, örnek almanın hayatımıza ne denli girdiğine kısaca değinelim. Trafikte öndeki aracı takip etmemiz, sırada beklememiz, yöresel yada şehir ağzına uygun şekilde konuşmamız ve üslubumuz, giydiğimiz elbiselerimiz; kısaca hayatımızın her noktasında örneklemeden faydalanır ve etkileniriz. İnsan olmanın gereği anlamında, optimum noktada yoğunlaştığımızda toplum ortalamasına da yaklaşmış olmanın verdiği doğal bir birleşim ve çekim de mevcuttur. Ancak bu doğal birleşim aralığında ve dolayısıyla bu çekimin etkisinde olmadan etkilenen davranışlarımız da yok değildir.
Psikolojik anlamda ele alındığında, örnek almadan bir şeyi ilk defa gerçekleştirmenin zorluğu ve bu riskin iticiliği kişi için sürekli güncelliğini koruyan bir faktördür. Pazarlama alanında bile, böylesine bir riski daha önce almış insanların seçimlerini benimsemek de bu özelliğin ürünüdür. Örneğin daha önceden araştırıp ve sıfır km bir araç almış olan bir tanıdığınızın sözleri, sizin için araçların teknik verilerinden daha etkili olabilir. Olumlu ve olumsuz anlamda… Bu yüzden tekrar onlarca seçim arasından doğruyu seçebilmek adına hareket ederken, kişisel tercihlerden ve beğenilerden uzaklaşıp, tarif edilen yol üzerine hareket etmede daha kararlı olunabilmektedir.

Olayın sosyolojik boyutu ele alındığında akla gelen ilk kavramlardan olan sürü psikolojisi ise, örnekleme davranışının kitleler tarafından benimsenmesi sonucunda oluşan durumu nitelemektedir. Güncel yada görünmez (eski) bir önderin arkasından insanların büyük kitleler halinde sürüklenmesine sürü psikolojisi diyebiliriz. İnsanların çok azı yönetici yetkinliğine sahiptir, aksi durumda zaten toplum hayatı mümkün olamaz. Sürü psikolojisi ise, yönetici vasfına sahip olmayan yada çeşitli sebeplerden bunu istemeyen bireylerin, hem kendilerini hem de başkalarını tehlikeye atmamak üzere, karar verme yetkilerini bir lidere teslim etmelerinden ibarettir. Gelişmiş ülke demokrasileri buna olası en büyük örneklerden biridir. Kitleleri sürü psikolojisine iten temel güdü ise, ortak ihtiyaçlar ve beraber hareket etme gerekliliğidir. Köylerdeki imeceden, devletlerarası ittifaklara kadar durum bu şekildedir. Buradaki sonucu etkileyen temel faktör ise, kitleleri peşinden sürükleyecek olan liderin karakteristik özellikleridir.
Örneklemenin Dini boyutunda ise, Yaratıcı, insanlara en güzel, en uygun ve en kolay yoldan öğütlemeyi bir Peygamber vasıtasıyla gerçekleştirmiştir. İlahi kitaplara ek olarak, çok sayıda Peygamber gönderilmesinin sebebi de insanın sadece yazılara yada kurallara bakarak hayatını düzenleyemeyeceği; daha çok görerek, yaşayarak öğreneceği şekilde en uygun noktaya doğru yaklaşılabileceğine dayanmaktadır. İnsan için en kolay öğrenme yolu, okuyarak, görerek yada dinleyerek değil, bizzat yaparak öğrenmektir. Bu sürecin kolaylığının getirdiği bir de ‘deneme yanılma’ riski mevcut olduğundan, Dini kurallardan günlük seçimlere, insanlar kendinden önce aynı yolda yürümüş insanların ayak izinden gitmeyi kendi ihtiyaç, beklenti ve tercihlerinden önce sayabilirler.
Sosyal bir yaratık olan insan için, elbette her bireyin kafasına göre hareket etmesi, medeni ihtiyaçlara cevap vermeyecek bir durum meydana getirirdi. Bu yüzden, örneklemenin ve bunun sosyal boyutunun kontrol altında tutulması, hem yasalarla, hem de yazılı olmayan kurallarla sürekli desteklenmektedir. Kişinin, toplum zararına olabilecek davranışlardan kaçınması (Bir sıraya ‘kaynak’ yapması, trafik ışığında kırmızıda geçmesi vb) ve sosyal düzenin, karmaşa ortamından mümkün olduğu kadar uzak tutulabilmesi için gereklidir. Ancak örnek alma davranışı, bunun bir adım ötesine geçtiğinde ise, kişi benliğini kaybedebilmekte, üzerine giyeceği elbiseyi kendi beğenmesinden önce başkalarının beğenilerine göre seçmektedir. Bu problem, kişinin hayat tarzının tamamına yansıdığında ise, yıllar sonunda ortaya çıkan birey, kişinin kendisi değil, çevresinin, akrabalarının ve ailesinin istediği biri haline gelecektir. Daha doğrusu ‘hiç kimse’ haline gelecektir.
Bu gibi istenmeyen durumlardan mümkün olduğunca kaçınmak adına yapılması gereken, insan hayatının her bölümünde olduğu gibi ‘dengeyi tutturabilmek’ ten geçmektedir. Ne toplum huzurunu bozacak derecede asi ve bencil, ne de kendi benliğini yitirecek derecede örnekleme davranışına boğulmuş bireyler istenilen en uygun noktayı temsil etmektedir. Böylece insanlar, kendileri üzerinde çok ağır etkisini süren ama fark etmedikleri ‘Sosyal Baskı’ yı azaltmış, hem de sosyal düzen içerisinde olabilecek en uyumlu şekilde yaşayabilmiş olurlar. Her kafadan bir ses çıkmasından ziyade, üzerinde yeterince düşündükten sonra seçilen liderin arkasından gitmek; son ses rock müzik gürültüsüyle çevredekileri rahatsız etmek yerine kişinin çevresinden aldığı verilerle kendi zevkini birleştirerek elde ettiği yorumla sanatsal ve entelektüel eserleri takip etmek; çevresinin iyi yada güvenilir bulacağı bir işten ziyade maddi olanakları daha düşük bile olsa, kişinin beklentilerine ve ilgi alanlarına daha uygun bir işte çalışmak gibi hayatın birçok noktasında aslında görünmeyen ancak bireylerin ruh ve beden sağlığında önemli rol oynayan noktalara dikkat ettikten sonra örneklemenin ve sürü psikolojisinin çıkarabileceği sorunlardan korkmaya gerek yok. Yapılan iş ne olursa olsun, verilen karar ne olursa olsun; birey, kendi hareketlerinin ‘farkındalığını’ yitirmedikçe atılmış adımlarda tereddüt etmemek gerekli. Zaten adımı atmanın öncesinde olayın her boyutu ele alındığı için, bilinçli atılan adım üzerinde daha fazla düşünmeye ve enerji harcamaya lüzum yok demektir.
Burak Bakay Toz ve Çamur