December
2007
Kör Olan Gözün Bedeli
Beden eğitimi dersinde futbol oynarken kafasına kale direği düşen ilköğretim okulu öğrencisi Mehmet Belin’in 2 gözü kör oldu. İdare aleyhine açılan davada, mahkeme Belin ve ailesine 270 bin YTL tazminat ödenmesine hükmetti. Görme yeteneğini kaybeden Mehmet Belin, evde oturmaktan sıkıldığını söyledi. Baba Hayrettin Belin ise, “Keşke başımıza bu olay gelmeseydi.” dedi.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=628511

Ortalama bir insanın hayatı boyunca çalışıp çabalayarak sahip olacağı bir serveti, çeyrek trilyon olarak öngörebiliriz: Güzel bir ev, orta-üst sınıf sıfır kilometre bir sedan otomobil ve diğer olası ihtiyaçları karşılayacak kadar miktar para.
Bunu elde etmek için insanoğlu, hayatının başından sonuna kadar, durmaksızın çalışmakta, emek vermektedir. Daha kendine gelir gelmez başlayan, anasınıfından üniversiteye kadar devam eden bir ‘öğretim’ sürecinden geçmektedir. Bu süreçte öğretilenler onu, günümüz dünyasının kapitalist işverenlerinin iş-tanımlarını yerine getirebilmek için yeterli donanımı sağlamaktadır. 15 seneden fazla süren bir eğitim döneminden sonra çalışma hayatı başlamaktadır. Bahsedilen miktardaki parayı, normal yollardan biriktirebilmek için 10-20 hatta 30 yıl boyunca, bazen hafta sonları ve geceler de dâhil olmak üzere, sürekli, sürekli çalışmak gereklidir. Bu onlarca yıl süren çalışma hayatı boyunca insan birçok olumsuzluğa katlanmak zorunda kalır. Sürekli stres altındadır, üstlerine karşı sorumlulukları vardır, hasta bile olsa işine gider, ailesini ihmal etmek pahasına bile olsa aldığı projeyi bitirmeye çalışır, işte patronuna kızamaz ama eve gelince çocuğuna bağırıp çağırır, her şeyi aksatır, her şeyi, ama tek bir gün bile işe gitmezlik etmez.
Yaşamak için bireyin düzenli bir maddi gelire ihtiyacının olması elbette yadırganamaz bir durumdur. Elbette insan çalışıp, çabalayacak, sürekli daha fazla kazanıp güçlenmenin, devletine milletine faydalı olmanın çeşitli yollarını arayacaktır. Ancak mecburi (!) ihtiyaçların; mp3 çalardan, DVD koleksiyonuna, 5+1 ses sisteminden spor donanımlı bir arabaya, her gün giyilen farklı bir dünya markası elbiseden son model bir cep telefonuna kadar genişletildiği günümüzde zaruri gider ve dolayısıyla kazanılması gereken minimum ‘para’ kavramı da esnek bir hale getirilmiştir. Bu kısır döngü insanı sürekli, tabir-i caizse ‘deli gibi’ çalışmaya yada para kazanmaya ‘çalışmaya’ itmektedir. Bütün bu koşuşturmacanın içinden kafasını kaldırıp etrafında olup bitenlere bile bakamayan bireyin, kendi çıkarını düşünmekten öte, bizzat kendini görüp verilen nimetleri hakkıyla anlayabilmesi sıfıra yakın bir ihtimaldir. İnsanın önce para için sağlığını harcaması, sonra sağlığı için parasını harcaması da tarih boyunca yapıla gelmiş en genel geçer akılsızlıklardan biridir. Toplum yada ‘herkes’ tarafından tanımlanmış ideallere koşarken neleri feda ettiğimizi bir düşünmeliyiz; aslî görevlerimiz, sevdiklerimiz ve en saçması da kendimiz. Yani ne idüğü belirsiz bir ütopya uğruna, ‘American Dream’ uğruna, neredeyse her şeyimizi riske edebilecek duruma gelmişiz.
Madem delicesine çalışıp, çabaladığımız zaman kazanıp, sahip olabileceğimiz servet topu topu çeyrek trilyondur, bu kadar heyecan ve hırs neden? Evet, belki maddi olarak çok daha fazla miktarda paralar kazanılabilir ama bunlar sadece sahip olunan ev, araba, yat, kat sayısını değiştirecektir. Dünyanın bütün ve en güzel yiyecekleri önünde olsa bir insan en nihayetinde sadece midesi aldığı kadar yemek yiyebilir, bir anda sadece tek bir evde oturabilir ve tek seferde yalnız bir araba sürebilir. Dolayısıyla ömür boyu kazanılacak toplam paranın miktarı da bu teoremin geçerliliğini değiştirmemektedir.
Peki nedir bu teorem? Okunuşu son derece basit ama anlaşılması, yaşanması da bir o kadar zor bir teorem. Her şeyin değerini tam olarak bilebilmek.
